CategoriesGenel

Kalp Yetmezliği

Kalp ve damar hastalıkları dünyada ve ülkemizde en sık görülen sağlık problemlerindendir. Bu hastalıklar arasında bulunan kalp yetmezliği tedavi edilmediği takdirde ilerleyerek hayati tehlike oluşturabilmektedir. Farklı nedenlerle gelişebilen kalp yetmezliği, genellikle kendini nefes darlığı, çabuk yorulma ve halsizlik gibi belirtilerle gösterebilmektedir. Klinik değerlendirmenin yanı sıra; ekokardiyografi, elektrokardiyografi, koroner anjiyografi ve MR gibi tanı yöntemleri ile teşhis edilebilen kalp yetmezliğinin tedavisi ise ilaç, kalp pilleri, kapak tedavileri, kalp damar tıkanıklıklarının açılması veya kalp nakli gibi yöntemlerle yapılabilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, kalp yetmezliği ile ilgili bilgi verdi.

 Kalp yetmezliği nedir?

Kalp yetmezliği,  kalbin organların gereksinimi olan kanı pompalayamaması sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Bu rahatsızlık, tanı ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemelere karşın iş gücü kaybına hatta hayati tehlikeye neden olabilmektedir.

Kalp yetmezliği neden olur?

Kalp yetmezliği, kalp kaslarının işlevini yitirmesi sonucu yeterince kasılamaması veya gevşeme bozukluğu nedeniyle yeterince kanın pompalanamaması sonucu ortaya çıkar. Bu duruma birçok hastalık neden olur. Bu nedenlerin başta gelenleri kalbi besleyen damarların (koroner arterler) daralma ya da tıkanmaları, hipertansiyon, kalp kapak hastalıkları, şeker hastalığı (diyabet), kalp kasının kendisine ait hastalıkları (kardiyomiyopatiler) ve yaşlılıktır.

Kalp yetmezliği belirtileri nelerdir?

 Kalp yetmezliğinin ilk belirtisi genellikle nefes darlığıdır. Hasta hareketlerinde nefes darlığı nedeniyle kısıtlanma hisseder. Buna çabuk yorulma, halsizlik, hareketle çarpıntı şeklinde yakınmalar eşlik edebilir. İleri evrelerde hasta yüksek yastıkta yatma gereksinimi duyar, gece nefes darlığı ile uyanır ya da oturarak uyumak zorunda kalabilir. Bacaklarda şişlik gelişebilir.

Kalp yetmezliği tanısı nasıl konulur?

Kalp yetmezliğinin teşhisinde temelde klinik değerlendirme esastır. Ancak bugün kalbin ultrasonla incelenmesi anlamına gelen ekokardiyografi kalp kası işlevleri, kalbin odacıklarının büyüklükleri, kalp kapak işlevleri, kalbin gevşeme işlevini ayrıntılı olarak değerlendirme olanağı veren ana tanı aracıdır. Bunun yanında elektrokardiyografi, bilgisayarlı tomografi, magnetik rezonans görüntüleme (MR) ve gereğinde kalp kateterizasyonu ve koroner anjiyografi de özellikle kalp yetmezliğinin nedenini araştırmaya yönelik olarak tanıda kullanılan yöntemlerdir.

Kalp yetmezliği tedavi yöntemleri nelerdir?

 Kalp yetmezliğinde ilaç tedavisi esastır. Son yıllarda kalp yetmezliği tedavisinde hem hastaların ömrünü uzatan hem de belirtileri düzelterek yaşam kalitesini iyileştiren ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda, kalp yetmezliği için kalp pilleri, kalp kapak hastalığı varlığında kapaklara yönelik tedaviler (ameliyatsız ve ameliyatla yapılan tedaviler ), kalp damarlarının tıkanıklıklarında ameliyatsız olarak damarları açma ya da bypass cerrahisi ve nihayet kalp nakli kalp yetmezliği olan hastalarda güncel tedavi seçenekleridir.

KALP YETMEZLİĞİ İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

 

Kalp yetmezliği nasıl anlaşılır?

 

Genelde hastaların semptomları (yakınmaları ) ilk uyarıcıdır (nefes darlığı gibi). Ancak seyrek olarak muayene sırasında ya da hiç belirti yokken ekokardiyografi veya kardiyak MR görüntüleme ile de anlaşılabilir.

Kalp yetmezliği evreleri nelerdir?

Kalp yetmezliği başlangıçta daha belirti vermeden kalbin işlev bozuklukları başlar. Bu evrede ancak ekokardiyografi ve hatta MRG görüntüleme ile tanı konulabilir. Daha sonraki aşamalar adım adım ilerleyen ve hastayı sonunda yatağa bağımlı hale getiren bir seyir izler.

Kalp yetmezliği kimlerde görülür?

Özellikle kalp damarı ile ilgili hastalıklar (koroner arter hastalığı), hipertansiyonu ve diyabeti olanlar, kalp kapak hastalarında görülür. Bazen de viral hastalıklar sonrasında kalp kasının iltihabı sonucu da gelişebilir.

Kalp yetmezliği EKG’de belli olur mu?

EKG kalp yetmezliğinin nedeni olabilecek kalp damarlarında tıkanıklık ya da ritim bozukluklarını veya kalbin elektriksel yetersizliğini göstermek bakımından yararlı olabilir.

Kalp kaslarını güçlendirmek için ne yapılmalı?

Sağlıklı beslenme, kan basıncı ile diyabetin kontrolü ve düzenli hekim kontrolü esastır.

Kalp yetmezliği tamamen geçer mi?

Günümüzde ilaç tedavileri, kalp yetmezliği pilleri, kalp damarlarına ve kapaklarına yönelik tedavilerle kalp yetmezliğinin tamamen düzelmesi mümkün olabilmektedir.

Kalp yetmezliği olan hastanın nabzı kaç olmalı?

Kalp yetmezliği olan hastalarda kalp hızının genelde yavaş olması tercih edilir.

Kalp yetmezliği olan hastaların beslenmesi nasıl olmalıdır?

 Genel sağlıklı beslenme prensiplerine ek olarak tuz kısıtlanması gerekebilmektedir.

Kalp yetmezliği en çok hangi yaşlarda görülür?

 Her yaşta görülebilen kalp yetmezliği daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkar. Yaşlılık da başlı başına bir kap yetmezliği nedeni olabilir ve yaşlılarda özellikle ağır seyreder.

Kalp yetmezliği kan tahlilinde çıkar mı?

Kalp kasının harabiyetini gösteren bazı kan değerleri (troponin ) kalp yetmezliği olan hastaların tanı ve takibinde kullanılabilir

Kalp yetmezliği hangi organlara zarar verir?

Kalbimiz tüm organların gereksinimini karşılayan kanı sağladığı için kalp yetersizliğinde tüm organlarda işlev bozukluğu kaçınılmazdır.

Kalp yetmezliğine yürüyüş iyi gelir mi?

Kalp yetmezliğine yürüyüş iyi gelmektedir. Hastalarımızdan yapabildikleri ölçüde hareket etmelerini bekleriz. Ancak çok ileri evrelerde hastaların hareketleri ileri derecede kısıtlanabilir.

Kalp yetmezliği konusunda merak ettiklerinizi detaylı bir şekilde öğrenebilmek ve gerekli önlemleri almak için Memorial Evde Sağlık kapsamında testlerinizi evinizin konforunda yaptırabilirsiniz. https://evdesaglik.memorial.com.tr/urun-ve-hizmetler/laboratuvar-paketleri-c/kalp-sagligi-c12/

CategoriesGenel

Kulak Çınlaması (Tinnitus)

Kulak çınlaması veya tinnitus sadece bu şikayetleri yaşayan kişinin kendisi tarafından algılanan ses veya gürültü olarak ortaya çıkmaktadır. Kulak çınlaması hafif bir rahatsızlık hissi oluşturabilir ya da günlük yaşamı engelleyecek ve hayat kalitesini olumsuz etkileyecek kadar şiddetli görülebilir. Şiddetli görüldüğü durumlarda uyku problemleri, konsantrasyon bozuklukları ve depresif durumlara yol açabilir. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ela Araz Server, kulak çınlaması nedir, belirtileri nelerdir sorularına cevap verdi.

Kulak çınlaması nedir?

Kulağa ses uyarımı gelmediği halde kişinin zil, ıslık, tıklama ve uğultu gibi farklı sesler duymasına kulak çınlaması ya da tinnitus denilmektedir. Bu ses çoğunlukla diğer insanlar tarafından duyulmaz.

Kulak çınlamasının nedenleri nelerdir?

Çınlamada duyulan ses işitme yolundaki organlardan herhangi birinde kendiliğinden oluşan elektrik deşarjı sonucu gelişir. Bu deşarjın sebebi, iç kulakta yer alan koklea denilen organın hasarı, kulak sinirine dışardan bası, beyin aktivitelerinin bozulması gibi birçok sebepten olsa da çoğu zaman sebep belirlenemez. Yüksek seslere maruz kalma, doğal yaşlanma süreci, baş veya boyun yaralanmaları, ilaç reaksiyonları, duygusal sıkıntı veya stres nedenler arasında yer alabilir.

Kulak çınlaması çeşitleri nelerdir?

Kulak çınlamaları iki çeşittir. Birisi çok nadir görülen  “objektif tinnitus” denilen başka kişilerin de duyabildiği çınlama, diğeri ise “sübjektif tinnitus” denilen sadece hastanın hissettiği çınlamadır. Kulak çınlaması genellikle subjektiftir, objektif kulak çınlaması daha nadir görülmektedir.

Kulak çınlaması belirtileri nelerdir?

Kulak çınlaması tek başına bir hastalık değil, bazı tıbbi durumların belirtisidir. Ses her iki kulakta ya da sadece tek kulakta olabilir. Farklı tonlarda ve alçak bir kükreme ile yüksek bir çığlık arasında değişen perdede olabilir. Nadir durumlarda, kulak çınlaması kalp atışınızla aynı anda ritmik bir nabız atışı veya uğultu şeklinde ortaya çıkabilir. Şiddeti hastaya göre değişir. Bazı durumlarda, ses o kadar yüksek olabilir ki, kişi konsantre olmakta veya dış sesleri duymakta zorlanır. Çınlama her zaman mevcut olabilir veya gelip gidebilir. Özellikle dış ortamdaki seslerin maskeleme etkisinin kalktığı gece uyku saatlerinde daha şiddetli hissedilir.

Kulak çınlaması tanısı nasıl koyulur?

Çınlamaların büyük kısmı sadece hasta tarafından duyulduğu için objektif olarak ortaya koyulma imkanı yoktur. Öncelikle ayrıntılı bir kulak burun boğaz muayenesi yapılmalıdır.  Hastanın işitmesi odyometrik testler ile ölçülmelidir. Bu test sonucunda eğer işitme kaybı tespit edilirse ayırıcı tanı için ileri görüntüleme tetkikleri; tomografi ve MR istenilir. Ayrıca yine altta yatan diğer hastalıkların tespit edilmesi için tam kan sayımı, sedimantasyon, tiroid hormonları, kolesterol kan şekeri düzeyleri gibi kan tetkikleri kontrol edilmelidir. İlk belirtiler ortaya çıkar çıkmaz bir KBB uzmanına başvurulması, kulak çınlamasının hızlı bir şekilde çözülmesini sağlayabilmektedir.

Kulak çınlaması tedavi yöntemleri nelerdir?

Kulak çınlaması yani tinnitus için tanımlanmış ve kabul edilmiş net bir ilaç tedavi şekli yoktur. Altta yatan bir sebep tespit edilebilmişse bu hastalık tedavi edilmelidir. Ayrıca kafein, alkol, aspartam (tatlandırıcı), sigara ve stresten uzak kalınması önerilir. Hastalara kulak çınlamasını dinlememeleri, sessiz ortamlarda mümkün olduğunca kalmamaları, mümkünse uyurken ufak bir ses eşliğinde örneğin rahatlatıcı bir müzik gibi odanın baz gürültü seviyesini artırıp kulak çınlamasını maskeleyerek uyumaları önerilmelidir. Maskeleme tedavisi en etkili yöntemlerden birdir. Maskeleme çınlama frekansının ve şiddetinin aynısından işitme cihazlarıyla veya bazı özel tinnitus cihazlarıyla hastaya dışarıdan ses verilmesidir. Dışarıdan ses verme işlemi yapılabilir. Betahistin hidroklorür, pirasetam, gingko biloba ekstreleri, antidepresanlar, trankilizanlar gibi bazı ilaçlar tinnitusu azaltabilir. Ayrıca psikoterapi temelli “tinnitus retraining terapi”, transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS- Sinir Sistemi Düzenleyici tedavi), akupunktur gibi alternatif tedavi yöntemleri uygulanabilmektedir.

Kulak çınlamasına birçok başka hastalık neden olabilmektedir. Siz de genel sağlığınızdan emin olmak ve önlem almak istiyorsanız Memorial Evde Sağlık kapsamında, “Genel Sağlık Taraması Paketi”ni satın alabilir ve gerekli testleri evinizin konforunda yaptırabilirsiniz.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

 

CategoriesGenel

Alzheimer Hastalarında Uyku Bozukluğu

İleri yaş hastalığı olarak bilinen Alzheimer, beynin bazı bölümlerinin hasarlanması sonucu günlük yaşamda işlev ve davranışlardaki bozulma ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Beyin yapılarındaki bozulmadan dolayı Alzheimer uyku kalitesini düşürecek etkenlerden çabuk etkilenir. Bu yüzden Alzheimer uyku bozukluğu ve düzensizliğine yol açabilir.

Alzheimer Nedir?

Nörolojik bir hastalık olan Alzheimer, beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak bunama, hafıza kaybı yani davranış fonksiyonlarının azalmasından kaynaklı ortaya çıkan bir hastalıktır.  İlk dönemlerinde unutkanlıklarla kendini belli eden hastalık, zamanla yakın geçmişte yaşanılan olayların unutulmasına ve beraberinde aile bireylerini tanımakta güçlük çekip unutulmaya başlanılmasına kadar ilerleyebilir. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise hastalar artık temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz ve bakıma muhtaç bir duruma gelebilir.

Alzheimer Belirtileri Nelerdir?

Alzheimer hastaları genelde günlük işlev ve davranışlarındaki performanslarının düşük olmasından kaynaklı kliniklere başvurur ve uzman yardımı almaya başlar. Her hastalıkta olduğu gibi alzheimer hastalığının ilk evrelerinde de belirtiler daha hafiftir. İleri evrede olan hastalarda bulgular daha belirgin bir hal almaya başlar. Başta hafıza sorunları olarak kendini belli eder. Ardından konuşmaların ve yaşanılan olayların unutulması; kişi, nesne ve yerlerinin hatırlanmaması gibi semptomları içeren bir hastalıktır. En yaygın görülen Alzheimer belirtileri şunlardır:

  • Motivasyon ve öz saygı düşüklüğü,
  • Bilinç bulanıklığı,
  • Hastanın iyi bildiği yerlerde kaybolması,
  • Kendi yaşamlarıyla ilgili adres ve telefon numarası gibi ayrıntıların unutulması,
  • Ortama adapte olmakta güçlük yaşanması,
  • Halüsinasyonlar,
  • Depresyon ve kaygının artması,
  • Günlük aktiviteleri yardımsız yapmakta zorluk çekilmesi,
  • Yaşanılan olayların unutulup inkar edilmeye başlanması,
  • Kararsızlık ve içe kapanmak,
  • Sürekli olarak aynı konulardan bahsetmeye başlamak,
  • Orta dereceli bozukluk aşamasında okuma-yazma-konuşmada zorlukların yaşanmaya başlaması,
  • Toplum kurallarına uyumsuz bir şekilde davranılmaya başlaması,
  • Yeni şeyler öğrenirken büyük sorunların ortaya çıkması,
  • Fiziksel yeteneklerin kaybedilmeye başlanılması

Alzheimer Nasıl Teşhis Edilir?

Alzheimer belirtileri görülen hastalar çoğunlukla nöroloji servislerinin uzmanlık alanındandır. Uzman doktorlar tarafından teşhis konulabilmesi için öncelikle hastanın sağlık geçmişi, ilaç kullanımı ve günlük aktivitelerdeki durumu hakkında bilgi sahibi olunması gerekir. Kesin olarak bir tanı konulabilmesi için pozitron yayınlayıcı tomografi (PET), manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve elektroansefalografi (EEG) gibi beyin taraması seçenekleri tercih edilir.

Alzheimer Uyku Bozukluğuna Neden Olur Mu?

Demanslar arasında en sık görülen tür Alzheimer hastalığıdır. Hastalık ilerledikçe zihinsel işlevlerde bozulmalar meydana gelir ve alzheimer uyku problemlerini de artırmaya başlar. Alzheimer uyku döngüsünün normalin tersine dönmesine sebep olabilir. Hastalığın ilk evrelerinde hasta çok uyuyabileceği gibi tam tersi uyku sorunlarıyla da karşılaşılabilir. Neredeyse alzheimer hastalarının yüzde 25-35’inde belirgin bir şekilde uyku sorunları görülür. Bunlar uykuya dalmakta zorluk, kesintili uyku, gün içerisinde uyku halinin artması ve gün batımı fenomeni denilen sebepler sıralanabilir. Özellikle demans hastalarında oldukça sık görülen günbatımı fenomeni; kafa karışıklığının ve huzursuzlukların gece artmasına denilir.

Hastalığın ileri evrelerinde ise Alzheimer hastası olan bireylerin beyin fonksiyonları ciddi bir şekilde yavaşlamaya başlar. Bu yüzden uyku süreleri de giderek uzamaya başlar. Daha ileri dönemlerde ise hasta artık yatağa bağımlı ve yarı uyku halinde olmaya başlar. Hastaların uyku düzenleri için gerekli olan tedavi ve yöntemlerden yararlanılması hastanın konforu açısından önemlidir.

Alzheimer Hastalığında Uyku Bozukluğunun Tedavisi

  • Alzheimer hastalarında ilk önce uyku alışkanlığı daha sonra da uyku düzeni gözden geçirilmelidir. Hastaların gündüz uykusundan uzak durması gerekir. Bunun sebebi bazı Alzheimer hastalarında gece uyanık-gündüz uyuma hali görülebilir. Bu sorunun önüne geçilebilmesi içinde gece ve gündüz ritminin bozulmamasına dikkat edilmelidir.
  • Hasta olan bireyin her gün aynı saatte uyumasını sağlamak da önemlidir. Eğer varsa kullanılan ilaçların etkileri gözden geçirilmelidir. Bu sayede uyku düzenini etkileyen bir yan etkinin olup olmadığı sonucuna kolayca varılır.
  • Hastanın yatak odasının düzeni uyku kalitesi açısından oldukça önemlidir. Yüksek seste olan bir televizyon veya radyonun gece açık olması, hastanın tüm gününü aynı odada/yatakta geçirmesi de gece uykusunu bozabilecek faktörler arasında yer alır.
  • Açlık hissi, yüksek ısı ya da düşük ısı da uyku bozukluğuna yol açabilir. Ayrıca geç saatte yenilen yemek ve içilen çay, kahve gibi enerji verici ya da uyarıcı içeceklerden uzak durulması gerekir.
  • Hastaların yeterli miktarda gün ışığı alması da uyku probleminin azalmasına fayda sağlar. Bu yüzden gün içerisinde ışıklı ortamlarda bulunması gerekir.

Kullanılan bu yöntemler sayesinde bir düzelme olmazsa uzman bir doktora danışılmalıdır. Gerekli görüldüğü durumlarda ilaç tedavisine başlanabilir. Özellikle ilerleyen yaşlarda ilaçların yan etkileri daha fazla artabileceğinden dolayı ilaç tedavisine başlayan hastaların doktor kontrollerini aksatmamaları, ilaçlarını düzenli alıp almadıkları kontrol edilmelidir.

Alzheimer İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

  • Normal bir yaşlanmanın parçası olmayan alzheimer hastalığında ileri yaş, en bilinen ve büyük risk faktörleri arasında yer alır. Yaşlandıkça bu hastalığa yakalanma riski de artmaktadır.
  • Down sedromlu bireylerin alzheimer hastalığına yakalanma olasılığı çok yüksektir.
  • Bilişsel bozukluğu olan kişislerde demans hastalığının gelişme riski vardır.
  • Genetik olup olmadığı henüz açıklanmış olmasa da ailede bu hastalığa yakalanan bireyler varsa diğer aile üyelerinde de Alzheimerın gelişme olasılığı yüksektir.
  • Yapılan araştırmalarda düzensiz uyku düzeni olan bireylerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin fazla olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Kafa travmaları ve tedavi edilmemiş depresyonda risk faktörleri arasındadır.
  • Yine yapılan araştırmalarda uzmanlar hareketsizlik, sigara kullanımı ya da sigara dumanına maruz kalmak, yüksek tansiyon, kolesterol, kalp ve şeker hastalığı ile ilişkili benzer risk durumlarının Alzheimer riskini de artırabildiği konusunda uyarılarda bulunur. Bu nedenle ileri yaştaki bireylerin dönem dönem Alzheimer riski için uzman bir hekime kontrolünde fayda bulunur.
CategoriesGenel

Geriatrik Hasta Bakımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 65 yaşından sonraki dönem yaşlılık olarak adlandırılır. 2021 verilerine göre ise dünya nüfusunun yaklaşık %10’unun 65 yaş ve üzeri bireylerden oluştuğu gözlemlenmektedir. Tıbbın gelişmesiyle insanlarda yaşam süresinin artması ülkemizde de yaşlı nüfus oranının diğer yıllara göre yükseldiğini göstermektedir. Dolayısıyla yaşlı nüfusun kaliteli bir yaşlılık sürdürebilmesi için bakım, teşhis ve tedavi süreci daha önemli hale gelmektedir.

Yaşlı hekimliği olarak da bilinen ilk geriatri kliniği 1993 yılında dahiliyenin yan dalı olarak kurulmuştur. Farklı disiplinlerden oluşan geriatri ekibi yaşlılığa bağlı hastalıkların tanısı ve tedavisiyle ilgilenir. Bazı hastaların tedavisi hastaneden devam ederken tedavisi başlayan ancak faklı nedenlerle ev ortamında sağlık hizmeti alması gereken hastalar evde bakım hizmetinden faydalanırlar. Geriatrik hasta bakımı zaman zaman oldukça komplike hale gelebileceğinden hasta yakınlarının ilaç saatine uymanın yanında hem beslenme hem de hastaya duygusal yaklaşım konusunda geriatri uzmanlarının yönlendirmelerine birebir uymaları oldukça kritiktir.

Yaşlılar Neden Geriatri Hizmeti Almalı?

Geriatri uzmanlık alanı gereği yaşlı hastalıklarında oldukça güvenilir bir deneyime sahiptir. Geriatri disiplininde çok fazla hastanın muayene ve tedavi edilmesi farklı hastalıkların belirti vermeden teşhis edilmesinde de etkendir. Geriatri kapsamlı bir araştırmanın ardından 65 yaş ve üstündeki bireylerde ortaya çıkan ve çıkması olası hastalıkların teşhis ve tedavisine etkin rol oynar.

Bazı hastalıklar yaşlılıktan kaynaklanırken bazı hastalıklar ise kişinin fiziksel ve ruhsal yapısında ortaya çıkan hastalıklardır. Bu iki durumun ayrımının net olarak erken vakitte yapılabilmesi hastaların kaliteli bir yaşlılık geçirebilmelerine katkı sunar. Dolayısıyla geriatri bölümüne başvuran 65 yaş ve üstü bireyler sağlıklarının kontrol altında olduğunu bilirler. Diğer yandan geriatrik hastalara evde bakım hizmetinin de verilmesi geriatrik hasta bakımı için oldukça önemli bir durumdur.

Geriatrik Hastalara Nasıl Yaklaşılmalı?

Geriatrik hastalarda en sık görülen sendromlar arasında idrar ve dışkı kaçırma, beslenme sorunu, uykusuzluk, bilinç bulanıklığı, depresyon ve yatak yaralanmaları sayılabilir. Hasta bazı hastalıkları muayene sırasında dile getirirken bazı durumları ise hastalığını tanımlamakta zorlanır. Bazı durumlarda ise hastalıklar üst üste geldiği için doğru tanı koymak zaman alabilir. Geriatrik bir hastaya yaklaşırken;

  • Sakin olmak, hastaya güven vermek ve iyi bir dinleyici olmak,
  • Kısa ve basit sorular sormak ve cevabı sabırla beklemek,
  • En son hastaneye yatış nedenini öğrenmek,
  • Kullandığı ilaçların reçetelerini istemek ilk yapılacaklar arasında yer alır.

Hastanın verdiği bilgileri ve reçeteleri baz alan geriatri uzman ekibi hastaya günlük yaşam aktivitelerini tek başına yapıp yapamadığını sorarak bilişsel ya da fiziksel aktivitelerinde herhangi bir gerileme olup olmadığını kontrol eder. Telefon kullanma, alışverişe tek başına çıkabilme durumu gibi sorulara cevap veren hastaya fiziksel olarak da bazı testler yapılarak hastanın verdiği bilgi test edilir. 30 ila 45 dakika arasında süren bu değerlendirme süreci hastanın mevcut durumu hakkında bilgi verir. Durum değerlendirmesinden sonra yapılacak laboratuvar testlerinden sonra ise tedavi süreci başlar. Geriatrik bir hastanın bakımında dikkat edilmesi gereken diğer bir durum bakımının nerede yapılacağıdır. Kendi bakımını yapamayan hastaların bakımı genellikle evde sağlık hizmeti kapsamında yapılır.

 

Geriatrik Hastalarda Evde Bakım Hizmeti Neleri Kapsar?

Yaş ilerledikçe vücut yaşlanmaya hem fiziksel hem de zihinsel fonksiyonlarda kayıplar yaşamaya başlar. Bu kayıplar sonucu yaşlılar; demans, tansiyon, şeker, romatizma, görme-duyma kaybı, böbrek fonksiyonlarında bozukluklar, kemik problemleri gibi farklı hastalıklarla baş etmek zorunda kalırlar. Bir ya da birden fazla hastalıktan dolayı hastaneye yatırılan yaşlılar ise bir yandan hastalıkla mücadele ederken bir yandan da sosyal ortamlarından koparılma kaygısı yaşarlar. Bu durum onlarda; sevdiklerinden uzaklaşma sonrası sosyal yoksunluk, ihmal edilme, statü kaybı gibi olumsuz duyguların gelişmesine sebep olur. Dolayısıyla yaşlı bireyler son günleri olarak da tabir ettikleri yaşlılık dönemlerini aileleriyle birlikte geçirmek isterler.

Geriatrik hastalara evde bakım hizmeti, yaşlılarda sadece bedensel sağlığın değil ruhsal sağlığının da korunmasına hizmet eder. Bununla birlikte sosyal ortamından koparılmadan tedavisi devam eden geriatrik hastada yaşam kalitesinin de arttırılması hedeflenir. Aile yapısına da uygun olan evde bakım hizmeti sadece hastaya bakım yapmaz aynı zamanda hasta bakımını üstlenen aile bireylerine de danışmanlık yapar.

Geriatrik Hasta Bakımında Nelere Dikkat Edilmeli?

Geriatrinin yaşlı hastaya koyduğu tanıdan sonra başlayan tedavi süreci evde danışmanlık, muayene, tetkik ve tedavi işlemleriyle devam eder. Geriatrik hasta bakımını kendi evlerinden yapmaya karar veren aile bireylerinin aşağıdaki sorumlulukları da üstlendiklerini unutmamaları gerekir:

  • Tedavi sürecinde oluşan şikayetleri takip etmek,
  • Yaşlının kişisel bakımına destek olarak onun kendini iyi hissetmesine katkı sunmak,
  • Doğru ilacı reçeteye uygun zamanda vermek,
  • Yaşlının sinirlilik hali ya da gerçeklik algısını yitirmesi durumuyla baş etmek,
  • Hastane kontrollerini takip etmek,
  • Manevi olarak yalnız olmadığını hissettirmek.

Geriatrik hastanın hem fiziksel hem de ruhsal durumu bakım verene bağımlılık derecesini belirler. Fiziksel şikâyeti olan hastalar kendi işlerini fiziki durumlarını müsaade ettiği ölçüde yapabilirken demans(bunama) tanısı konan hastalar için durum daha komplikedir. Bakım üstlenen aile bireyinin hastanın sağlık durumuna göre bakım yapması hastanın günlük yaşam kalitesi ve kaliteli bir ömür sürebilmesi için önemlidir.

Geriatrik Hastalarda Beslenme

Yaşlılık döneminde olan bireylerde vücut ağırlığı düşmeye, protein, kas yapısı ve hücre içi ve yağ kütlesi ile birlikte kemik yoğunluğu azalmaya başlar. Bu fiziksel özelliklerin yanında vücutta susuzluk, bağışıklık sisteminde düşüş ve nörolojik fonksiyonlarda değişiklik görülür.

Yaşlılıkta dengeli beslenme geriatrik hastaların hem fiziksel hem de mental fonksiyonlarını olumlu etkiler. Yaşlılık döneminde tüketilen enerji, günlük alınan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral, sıvı ve posa oranı dikkate alınarak beslenme diyeti uygulanır. Ekmek, pirinç, meyve, sebze, et, tavuk, baklagiller, yumurta, süt, yoğurt, peynir, hayvansal ve bitkisel yağlar ve şekerin dengeli tüketilmesi önerilir.

Yaşlıların enerjiyi minimum düzeyde harcadığı düşünülürse; enerji içeriği yüksek besinler yerine protein, vitamin ve mineral bakımından zengin gıdalar verilmelidir. Ayrıca öğün atlanmaması, geriatrik hastaların yemesi kolay gıdalarla beslenmesi de yetersiz beslenmenin önüne geçer. Yaşlılarda düzensiz beslenme ise ani kilo kaybına ve fiziksel ve mental işlevlerde azalmaya sebep olur. Dolayısıyla yaşlının kaliteli bir ömür sürmesinde beslenmenin oldukça önemli bir yeri vardır. Yaşlı bakımını üstlenen bireylerin uzmanların verdiği diyete ve beslenme aralıklarına uymaları oldukça önemlidir.

CategoriesGenel

PARKİNSON HASTALIĞI

Toplumda sıklıkla ileri yaş hastalığı olarak bilinen Parkinson hastalığı %5 oranında genç bireylerde de genetik ve çevresel faktörlerin de etkisi ile görülebilmektedir. Parkinson ile mücadelede kabul gören tedavi yöntemleri hastalığın seyri esnasında çıkan belirtilerin azalmasına yardımcı olmaktadır. Erken dönemde önlem alınması yaşam kalitesi açısından önemli olmaktadır. Memorial Diyarbakır Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Demet Arslan, Parkinson hastalığı ve merak edilenleri hakkında bilgi verdi.

Parkinson hastalığı Nedir?

Parkinson hastalığı, beyindeki  bazı bölgelerde hücre ve fonksiyon kaybı sonucu ortaya çıkan kronik, ilerleyici seyreden hareket bozukluğuna neden olan bir hastalık olarak bilinir. Alzheimer hastalığından sonra toplumda görülen ikinci yaygın nörodejeneratif hastalık olan Parkinson diğer hastalık çeşitlerine göre daha yavaş ilerleyen bir beyin hastalığıdır. Parkinson hastalığında genellikle vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir. Beyinde dopamin üretiminin azalmasına bağlı ortaya çıkan bu hastalıkta ilerleyen dönemlerde hareketlerde yavaşlama, kötüleşen hafıza ve depresyon bir ruh hali, donuk bir yüz ifadesi, tireme gözlemlenebilir.

 

Parkinson hastalığı neden olur?

Nörolojik hastalıkların pek çoğunda olduğu gibi Parkinson hastalığında da neden kesin ve net olarak bilinmez. Beyinde bulunan substantia nigra adı verilen kısımdaki nöronların ölümüyle bu bölgeden dopamin üretiminin azalması veya hiç üretilmemesi bu hastalığa ait semptomların ortaya çıkmasına neden olur. Uzmanların araştırmalarına göre Parkinson hastalığının gelişiminde çeşitli faktörlerin rol oynadığı kabul edilir. Tıbbi hastalıklarında neredeyse tümünde olduğu genetik yakınlık ve kimyasal madde kullanımı ya da zirai ilaçların kullanımının hastalığın ortaya çıkmasında etkinliği olduğu düşünülmektedir.

 

Parkinson hastalığı belirtileri nelerdir?

Hastalığın temel belirtileri vücudun bir parçasında titreme, kaslarda sertlik ve hareketlerin yavaşlaması olarak gözlemlenmektedir. Genellikle başlangıçta tek elde görülmektedir. Çoğu zaman tek taraflı bir elde ve istirahatte ortaya çıkan tremor veya  yüz ifadesinde yani mimiklerde kayıp ile başlar. Zaman içinde tremor yani tireme diğer kol ya da bacaklara da yayılmaktadır. Sıklıkla hastalıktan vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir ve titreme dinlenirken olup, uyurken kaybolmaktadır. Parkinson hastalığının diğer belirtileri şunları içerir;

  • Koku almada azalma,
  • Yorgunluk,
  • Kabızlık,
  • Kol ve bacaklarda ağrılar,
  • Depresyon ve anksiyete gibi duygudurum değişiklikleri,
  • Çiğneme ve yutma bozuklukları,
  • Uyku ile ilgili bozuklukla (uyku hastalıkları)
  • Hafıza ile ilgili problemler ve unutkanlık,
  • Kan basıncında ani düşmeler gibi belirtiler de görülebilir.

Parkinson hastalığı kimlerde görülür?

Parkinson hastalığı kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülür. Parkinson hastalığı sıklıkla orta ve ileri yaşta ortaya çıkar. Genellikle 50-60 yaş ve üzerinde görülen bu hastalık genç bireylerde de görülebilir. Ailede Parkinson hastalığı öyküsünün bulunması pestisit gibi tarım ilaçlarına maruziyet, kafa travması gibi nedenler risk faktörleri arasında yer alır.

Parkinson hastalığı tanısı nasıl konulur?

Hastalığın başlangıcından itibaren belirtilerin takip edilerek anlatılması ve bu belirtilerin nörolojik muayene ile doğrulanması ile teşhis konmaktadır. Parkinson hastalığında tanı için gerekli kan testleri uygulanmamaktadır.

Parkinson hastalığı tedavisi var mıdır?

Gelişen teknoloji ile birlikte Parkinson hastalığının kesin tedavisi için araştırmalar hala günümüzde sürmektedir. Parkinson hastalığının esas tedavisi ilaçla tedavi kabul edilir. Tedavinin amacı belirtileri azaltarak bireylerin hayat kalitesini artırmaktır. İlaç tedavisi ile yeterli yanıt alınmadığında ikinci seçenek cerrahi tedavi olup, beyin pili yerleştirilmesi veya nadiren de cerrahi olarak bazı bölgelerin işlev göremez hale getirilmesi şeklinde uygulanır.  Bu tedavi seçenekleri ile birlikte, belirtiler minimum seviyeye indirilerek hasta konforunu artırılmaktadır.

Parkinson krizinde ne yapmalı?

Parkinson krizi hayati tehlikesiye yol açabilen, nadir görülen bir durumdur. Parkinson hastalığının belirtilerinde ani şiddetlenme, kaskatı kesilip hareket edememe, bilinç bozukluğu, ateş gibi belirtiler bulunmaktadır. En kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Parkinson tedavisinin aniden kesilmesi, enfeksiyonlar ve travmalarda bu duruma neden olabilmektedir.

 

Parkinson hastaları nelere dikkat etmeli?

Parkinsonda dikkat edilmesi gereken en önemli ilk kural ilaçların düzenli şekilde kullanılmasıdır. İlaçların etkileri ve etki sürelerini, hastalık belirtilerini yakından takip ederek nöroloji kontrollerine düzenli olarak gitmeye dikkat edilmelidir.

Parkinson hastaları hayal görür mü?

Parkinson hastalarının bir kısmında hallüsinasyonlar görülebilir. Genellikle görsel halüsinasyonlardır. Bunların bir kısmı demansla birlikte veya kullanılan bazı ilaçların etkisiyle ortaya çıkabilir.

Parkinson hastası çok uyur mu?

Parkinson hastalarında sıklıkla uyku problemleri olur. Gece sık sık uyanma ve gün içinde uyuklama görülebilir. Hastalarda canlı rüyalar görme, rüyada hareket ederken gerçek hayatta da kol bacak hareketleri yapma, yatakta yumruk veya tekme atma hareketleri gibi kendini gösteren REM uykusu davranış bozuklukları görülebilir.

Parkinson hastalığı tedavi edilmezse ne olur?

Tedavisi sağlanmayan Parkinson hastalığında belirtiler ( hafıza, konuşma güçlüğü, yürüme ve denge problemleri) şiddetlenebilir ve hastalık giderek kötüleşebilir. Hasta günlük aktivitelerini yardımsız yapamaz hale gelebilir. Parkinson konusunda ailesel risk varsa dikkatli olunmalı, belirtiler ortaya çıktığı ilk anda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

 

Siz de genel sağlığınızdan emin olmak için Memorial Evde Sağlık “Genel Sağlık Tarama Paketi”ni alabilir, gerekli testlerinizi evinizin konforunda yaptırabilirsiniz.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

 

CategoriesGenel

KARACİĞER BÜYÜMESİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Karaciğerin normal boyutlarının üzerinde genişlemesi, karaciğer büyümesi olarak adlandırılmaktadır. İnsan vücudundaki en büyük iç organlardan biri olan karaciğerin büyümesi (hepatomegali), çoğu zaman başka bir sorun ya da hastalığa bağlı olarak gelişmektedir. Karaciğerin büyümesi hastalar tarafından bir süre fark edilememektedir. Karında şişkinlik veya dolgunluk hissi, karnın sağ üst bölgesindeki ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkan sorunun tedavisi için altta yatan nedenin belirlenmesi gerekir. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, karaciğer büyümesi ve belirtileri ile ilgili bilgi verdi.

Karaciğer büyümesi nedir?

Karaciğer, insan yaşamının devam edebilmesi için temel organlardan biridir. Karaciğer insan vücudundaki en büyük iç organdır. Ortalama 1-1,5 kilogram ağırlığındadır ve vücut ağırlığının % 1,5-2,5’unu oluşturmaktadır. Kandaki toksinleri temizlemek ve kan kolesterolünü düzenlemek dahil birçok önemli işlevi yerine getiren karaciğer, vücutta bir filtre görevi yapmaktadır. Vücuttaki aşırı toksik yüklenme karaciğeri savunmasız hale getirebilmektedir. Kandaki çok fazla toksin veya yağ, karaciğer iltihabına yani hepatite neden olabilir. Normalde karaciğer büyüklüğü 15-16 cm civarındadır. Karaciğer büyümesi durumunda ise karaciğer 21-22 cm ye kadar çıkabilmektedir ve hastalara sağ üst karın bölgesinde rahatsızlık vermektedir.

 

Karaciğer büyümesi neden olur?

Karaciğer büyümesi, çoğu zaman altta yatan bir hastalığın belirtisidir. Enflamasyonla (hepatit), yağlanma veya kanserle karaciğer büyümesi ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca akut enfeksiyona bir yanıt olarak ya da ilerlemiş kronik karaciğer hastalığına bağlı olarak karaciğer büyümesi görülebilmektedir. Kalple ilgili bazı hastalıklarda özellikle kalp yetmezliği durumunda ve bazı kan hastalıklarında hepatomegali görülebilir. Yine karın içi bazı damarların tıkanması durumunda karaciğer büyümesi olabilir.

Karaciğer büyümesi tehlikeli midir?

Karaciğerin büyümesi tehlikeli bir durumun belirtisi olabilmektedir. Bazen karaciğer kısa süreli (akut) bir duruma tepki olarak şişebilmekte ve bir süre sonra kendiliğinden normal boyutlarına dönebilmektedir. Ancak başka bir nedene bağlı olarak başlayan süreç karaciğerde yavaş ama ilerleyici bir hasara neden olabilmektedir. Karaciğer sorunlarında erken teşhis son derece hayati öneme sahiptir. Eğer geç kalınırsa karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri gelişebilir ve tedavi için karaciğer nakli gerekliliği ortaya çıkabilir.

Karaciğer büyümesinin belirtileri nelerdir?

Genelde bu sorun ile karşı karşıya kalan hastalar bir süre, karaciğerlerinin büyüdüğünü fark edememektedir. Bir süre sonra karında şişkinlik veya dolgunluk hissi, karnın sağ üst bölgesindeki ağrı sonucu fark edilmektedir. Uzman hekimler fiziki muayene sırasında karaciğer büyümesini fark etmektedir.

 

Karaciğer büyümesi bir hastalığa bağlıysa, çok görülen başka belirtiler de olabilmektedir.

  • Yorgunluk hissi
  • Mide bulantısı veya iştahsızlık
  • Sarılık (cildin ve gözlerin sararması)
  • Koyu renkli idrar ve açık renkli dışkı
  • Ciltte kaşıntı

 

Karaciğer büyümesi hangi sorunlar ya da hastalıklar sonucu olur?

  • Hepatit, enfeksiyon veya ilaç hasarına bir yanıt olarak karaciğer büyüyebilir.
  • Karaciğerde aşırı yağ depolanması varsa (hepatosteatoz yani karaciğer yağlanması) büyüme olacaktır.
  • Karaciğerden geçen damarlar tıkalıysa karaciğer büyür.
  • Alkolle ilişkili hepatit ve buna bağlı siroz varsa karaciğer büyüyebilir.
  • Genellikle aşırı dozda ilaç alımına bağlı toksik hepatit,
  • Hepatit A, B veya C enfeksiyonuna bağlı viral hepatit.
  • Alkol veya metabolik sendrom nedeniyle yağlı karaciğer hastalığı.
  • Yaygın bir viral enfeksiyon olan mononükleoz.
  • Karaciğerde demir birikmesine neden olan hemokromatoz ve bakır birikmesine neden olan Wilson hastalığı gibi genetik hastalıklara bağlı karaciğer büyür.
  • Karaciğerde yağ birikmesine neden olan nadir bir hastalık: Gaucher hastalığı.
  • Karaciğer diğer organlardn gelen damarların uğrak bir yeri olduğu için özellikle mide, pankreas ve kalın barsak gibi organların kanserleri karaciğere yayılıp karaciğeri büyütebilir.
  • Karaciğer kistleri (bu kistler çoğu zaman iyi huyludur ama bazen kedi köpek kist gibi hastalıklar da olabilir).
  • İyi huylu karaciğer tümörleri (hemanjiyom veya adenom).
  • Karaciğer kanserleri.
  • Sistemik kanserler yani diğer organların kanserlerinin karaciğere yayılması.
  • Lösemi ve lenfoma gibi kan kanserleri karaciğer ve dalağı büyütür.
  • Safra yolları hastalıkları ve darlıkları.
  • Kalp yetmezliği.
  • Budd-Chiari sendromu yani karaciğerden çıkan damarların tıkanması.

Karaciğer büyümesi nasıl tedavi edilir?

Karaciğer büyümesinin hangi sorun ya da hastalığa bağlı olduğunu belirlemek için kan testleri ve görüntüleme testleri yapılmalıdır. İlerlemiş bir hastalık söz konusu ise karaciğer dokusundan alınacak bir örnek laboratuvarda testinden geçirilir. Testlerin ve biyopsinin sonucuna göre tedavi seçenekleri belirlenecektir.

Karaciğer büyümesinin önüne geçilebilir mi?

Karaciğer, yeterli sağlıklı dokuya sahip olduğunda kendini onarma ve yenileme süreci başlayacaktır. Karaciğer büyümesi akut bir durumun sonucuysa, soruna yönelik yapılacak tedavi planı iyileşmesini sağlayacaktır. Büyüme kronik karaciğer hastalığının sonucuysa, potansiyel olarak tersine çevrilebilir ve bazı durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri ile tedavide başarı elde edebilir. Örneğin aşırı alkol kullanımına bağlı sorun nedeniyle karaciğerde büyüme varsa alkolü bırakmak tedavi için atılacak ilk adımdır. Alkolle ilişkili olmayan yağlanmaya bağlı bir sorun varsa, toplam kilonun % 10’unu kaybetmek yararlı olacaktır. Ayrıca yüksek kan basıncını, yüksek kolesterolü, yüksek trigliseritleri ve yüksek kan şekerini kontrol altına almak da karaciğer yağlanması ve büyümeyi engellemek için önemlidir.

 

Karaciğer büyümesi ile yağlanması aynı şey mi?

Kilolu insanların nasıl göbek çevresi yağlanıyorsa benzer şekilde karaciğer dokusu da yağlanabilmektedir. Yağlanmaya bağlı olarak da karaciğer büyümektedir. Her karaciğer yağlanması kötü sonuçlanıp ilerde siroza ilerleyecek diye bir durum yoktur. Karaciğer yağlanması ve büyümesi ile birlikte karaciğer enzimleri yani değerlerinde de yükseklik varsa dikkatli olunmalıdır.

 

Karaciğer büyümesini belirlemek için hangi görüntüleme testleri yapılır?                                                                                                                     

Karaciğer büyümesi için en sık ve kullanılan test karın ultrasonudur. Yine kesitsel görüntüleme yöntemlerinden olan tomografi ve MR da bu amaçla kullanılabilir. Ultrason kolay, hızlı ve radyasyon içermemesi sebebiyle ilk tercih edilen yöntemdir. Tomografide az da olsa radyasyon riski bulunmaktadır. MR işlemi ise yaklaşık 1 saat kadar sürmekte, iyi bir sonuç elde edilmektedir.

Karaciğer büyümesi için ne yapılmalı?

Karaciğer yağlandığı zaman düzgün çalışamayan bir organ söz konusu olmaktadır. Özellikle fazla kilo karaciğerin düşmanıdır. Egzersiz yapılması, şeker-fruktoz alımının azaltılması, günlük 1-2 bardak kahve tüketilmesi karaciğer sağlığı için önemlidir. Yine deve dikeni ekstreleri ve kısmen enginar karaciğer için faydalıdır. Kontrolsüz alınan bitkisel tedaviler, çokça alınan antibiyotikler, ağrı eksiciler ile kas gevşetici ilaçlar karaciğeri etkileyip hepatit ve büyümeye sebep olabilmektedir. Bu nedenle bu konuda dikkatli olunmalıdır. Tabi burada en önemli mesele ise eğer ciddi bir hastalıktan şüpheleniliyor ise erken tanı konulup tedaviye başlanmasıdır. Çünkü tedavide geç kalınırsa karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri gelişebilir ve tedavi için karaciğer nakli gerekliliği ortaya çıkabilir.

Karaciğerin normal boyutlarının ne olması gerekir?

Normalde karaciğer büyüklüğü 15-16 santimetre civarında olması beklenir. Karaciğer büyümesi durumunda ise karaciğer 21-22 santimetreye kadar çıkabilmektedir ve hastalara sağ üst karın bölgesinde rahatsızlık verebilmektedir.

 

Karaciğer büyümesine neden olan hastalıklardan korunmak için düzenli sağlık testlerinin yapılması önemlidir. Siz de linke tıklayarak sağlığınız için gerekli testleri yaptırabilirsiniz.

 

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/karaciger-sagligi-paketi/

CategoriesGenel

ÖDEM

 

Ödem, organlar ve dokular arasındaki boşlukta sıvı birikmesi olarak tanımlanır. Sıvı tutulumu olarak da bilinir. Ödem; metabolik sorunlar, karaciğer ya da kalp ve damar sistemi ile ilgili bir problemin varlığı, fazla efor sarf etmek, çok uzun süre ayakta durmak veya oturmak, ilaç almak, vücutta sıvı eksikliği veya fazlalığı gibi çok sayıda farklı nedenle ortaya çıkabilir. Ödem tablosu zararsız sebeplerle ortaya çıksa bile, bir bozukluğun veya hastalığın varlığını gösteren bir işaret olabileceği için dikkate alınmalıdır. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Kübra Gergin, ödem hakkında bilgi verdi.

Ödem nedir?

Ödem, doku içlerinde sıvı birikiminin neden olduğu şişliğin klinik terimidir. Ödem, kadınları daha çok etkileme eğilimindedir. Genellikle ellerde, kollarda, bacaklarda, ayak bileklerinde ve ayaklarda daha sık görülür. Ayrıca vücudun çok çeşitli bölgelerinde, örneğin başta (beyin ödemi), yüzde, gözlerde, midede, dizde ödem oluşabilir. Ödem bağımsız bir hastalık değil, vücutta bir şeylerin ters gittiğinin bir belirtisidir. Örneğin kalp yetmezliği dokuda sıvı birikmesinin nedeni olabilir.

Ödem neden olur?

Vücudun birçok yerinde, örneğin bacaklar ve ayak bilekleri gibi uzuvlarda veya akciğerler ve beyin gibi organlarda ödem meydana gelebilir. Ödem sebepleri ve tetikleyicileri de çeşitlidir. Hareketsiz yaşam tarzı, kortizon gibi ilaçlar, yüksek tansiyon veya depresyon ilaçları, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar,  ani hormonal değişiklikler, enfeksiyonlar ve kronik venöz yetmezlik, alerjik hastalıklar, hamilelik, yemeklerde çok fazla tuz kullanımı, şiddetli protein eksiklikleri ve diğer birçok neden ödemden sorumlu olabilir.

Ödem belirtileri nelerdir?

Doku ödemi, cildin şişmiş bir bölgesine basılmasının birkaç saniye görünür kalan bir çukurluk bırakmasıyla tanınabilir. Kol veya bacak ödeminin tipik belirtileri bulunmaktadır. Etkilenen bölgeler gergin, şiş, zonklayıcı ve hatta gerçekten acı verici olabilir. Alerjik reaksiyon gibi akut tetikleyiciler, yüz bölgesinde (özellikle göz çevresinde) cildin gözle görülür şekilde şişmesine neden olabilir.

 

Ödem çeşitleri nelerdir?

Ödemi sınıflandırma sıvı tutulmasının vücutta yaygınlaşmasına veya belirli bir bölgede lokalize olmasına göre yapılır.

 

Genel ödem: Vücudun her yerinde sıvı birikir ve diğer şeylerin yanı sıra bazı ilaçlar veya kalp problemlerinden kaynaklanabilir.

 

Perifokal ödem: Sıvı; iltihaplanma, tümör veya kanama sonrası gibi bir hastalık odağı çevresinde birikir.

 

Periferik ödem: Ekstremitelerde, yani kollarda ve bacaklarda oluşan ödemlerdir. Dolaşım sorunları gibi farklı nedenleri olabilir.

 

Özel ödem tiplerine bazı örnekler şunlardır;

 

Anjiyoödem: Cilt aniden şişip ağrılı hale geldiğinde doktorlar buna Quincke ödemi adını verir. Tetikleyici genellikle bir gıda veya böcek ısırığı gibi bir alerjidir. Göz kapakları, dudaklar, dil ve boğaz sıklıkla etkilenir. Anjiyoödem nefes almayı zorlaştırabilir ve yaşamı tehdit edebilir.

Beyin ödemi: Bir tümör, iltihaplanma, inme veya travmatik beyin hasarı beyne baskı uygulayabilir ve şişmesine neden olabilir. Beynin yeterince oksijen alamama riski vardır. Doktorlar beyin ödemini zamanında tedavi etmez ve baskıyı azaltmazlarsa hayati tehlike oluşturabilir.

 

Akciğer ödemi: Nispeten sık olmasının yanı sıra tehlikeli bir ödem olan bu tür ödemler, hastaların akciğerlerini doldurur ve sıklıkla halsizlik, yorgunluk veya boğulma hissi gibi semptomlara neden olur.

 

Diz ödemi: Çapraz bağ yırtığı veya hasarlı menisküs gibi diz yaralanması eklemin şişmesine neden olabilir.

 

Lenfödem: Lenfatik damarların sızan sıvıyı uzaklaştıramadığı durumlarda lenfödem meydana gelir. Sıvı genellikle ellerde ve ayaklarda birikir.

 

Makula ödemi: Makula ödemini gözde sıvı birikmesidir. Makula retinanın merkezinde keskin görmeyi sağlayan alandır. Makula ödemi durumunda bölge şişer ve etkilenenler bulanık görür.

Ödem tedavisi nasıl yapılır?

Ödem hafifse tedavi olmaksızın kaybolabilir. Ödem tedavisinde amaç, altta yatan hastalığı ortadan kaldırmak veya mümkün olduğunca ödem oluşumunu engelleyecek şekilde tedavi etmek olmalıdır.

Bazen diüretik ( idrar söktürücü özelliği olan) ilaçlar kullanılır. Bacaklarda, çoğunlukla ayak bilekleri, ayaklar ve kaval kemiği bölgesinde ödem, genellikle belirgin varisli damarların veya kronik venöz yetmezlik sonucudur. Bu durumlarda varis çorapları kullanılabilir, egzersiz gibi genel önlemler sıvı birikimini azaltabilir veya ortadan kaldırabilir. Bunların dışında ödem tedavisi ödemin protein içeriğine ve ödem özelliklerine bağlıdır. Bu nedenle, diüretikler yalnızca düşük proteinli ve dolayısıyla genellikle genelleştirilmiş ödemde etkilidir. Yüksek proteinli ve lokalize düşük proteinli ödem durumunda, tedavinin birincil amacı lenfatik drenajı iyileştirmektir.

 

Ödeme neden olan hastalıklar nelerdir?

Ödem bazı hastalıklar sonucu da gelişebilmektedir. Kalp yetmezliği, damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları,  akciğer hastalıkları, endokrin sistem hastalıkları, alerjiler, iltihaplanmalar ve lenfatik sistem hastalıkları sonucu ödem oluşabilmektedir.

Ödem atıcı yiyecekler nelerdir?

İdrar söktürücü gıdalar ödemi hafifletmektedirMeyve ve sebzeler gibi taze ve çiğ gıdaların tüketimini artırmak, vücuda böbrek ve lenfatik fonksiyon için bazı temel besinleri sağlayabilirÖrneğin, antioksidanlar, lif ve mineraller iltihaplanmayı tamamen önlemeye yardımcı olur. Yeşil çayın diüretik ve antioksidan özellikleri ödemi azaltmaya yardımcı olabilir. Bu nedenle, kahvaltının bir parçası olarak veya sabah ortası olarak alınması tavsiye edilir.  Ayrıca yeşil çay, diğer patoloji türlerinin gelişme riskini önleyebilen antioksidan flavonoidler açısından zengindir. Ödeme karşı etkili diğer besinler arasında ananas, kavun, tarçın,  karpuz, zencefil, enginar, pancar kökü, kuşkonmaz, maydanoz ve kereviz sayılabilir.

Hamile kadınlarda ödem neden olur?

Hamile kadınlarda ödem sık görülür.10 hamile kadından yaklaşık 7’si etkilenir. Sıvı genellikle hamileliğin sonuna doğru birikir. Bunun nedenlerinden biri anne adayının kan hacminin artmasıdır. Bu durum damarların duvarlarını daha geçirgen hale getirir. Öte yandan, vücut doğuma hazırlanmak için daha fazla östrojen salgılar. Hormonlar dokuyu gevşeterek sıvının daha kolay geçmesini sağlar. Hamilelerde ödem genellikle ayaklarda, ayak bileklerinde ve ellerde oluşur. Ödem anne adayı veya bebek için herhangi bir risk oluşturmaz, yine de anne adayının kadın doğum uzmanına başvurması ve kontrol altında olması gerekir. Ödemin arkasında başka bir neden olup olmadığını kontrol edilmelidir.

 

Ödem bir hastalık değil, hastalık belirtisidir. Sizin de ödem şikayetleriniz var ise ile gerekli bilgi ve önlemleri almak için Memorial Evde Sağlık kapsamındaki “Genel Sağlık Tarama Paketi”ni satın alabilirsiniz. https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

 

 

CategoriesGenel

Mide Kanseri Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Erkeklerde kadınlara oranla daha sık rastlanan mide kanseri, özellikle erken teşhis edildiğinde modern tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabilmektedir. Doğru beslenme ve düzenli takiplerle bu hastalıktan kurtulmak da korunmak da kolay hale gelebilmektedir. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü Uzmanları, mide kanseri hakkında bilgi verdi.

Mide kanseri nedir?

Mide kanserleri tüm kanserler arasında en sık rastlanılan ilk dört kanser arasında yer almaktadır. Mide kanseri lenf bezleri, karaciğer ve akciğer gibi organlara yayılabilen özellikte bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen mide kanseri, erken teşhis ile başarılı bir şekilde kontrol altına alınabilmektedir. Ayrıca doğru beslenme ve düzenli takipler hastalıktan korunma ve iyileşme süreci için büyük önem taşımaktadır. Mide, sindirim sisteminin bir parçasıdır ve yiyecekleri sindirdikten sonra ince ve kalın bağırsağa taşımakta sorumlu bir organdır. Üst sindirim sisteminde bulunan sağlıklı hücreler kanserli hale gelip tümör oluşturduğunda ortaya çıkmaktadır.

Mide kanseri belirtileri nelerdir?

Erken süreçte belirti vermeyen mide kanserinde ilk göze çarpan belirtiler şişkinlik ve hazımsızlıktır. Özellikle et içeren gıdalara karşı isteksizlik, ileri aşamalarda da karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, kilo kaybı mide kanseri belirtileri arasında yer almaktadır. Şişkinlik ve hazımsızlık türünde belirtiler ilk yaşandığında mutlaka doktora gidilmesi gerekir. Çünkü bu durum erken teşhisi beraberinde getirir. Mide kanserinin diğer belirtileri mide asidinin yükselmesi sonucunda geğirme, midede doluluk hissi, yorgunluk, mide içinde kanama, yutma güçlüğü de vardır. Bazen belirtiler geç evrede görülür.

Mide kanseri nedenleri nedir?

Düzensiz ve yanlış beslenme, mide kanserinin başlıca sebeplerindendir. Aşırı pişmiş hatta yanmış etler, salamura sebzeler, işlenmiş gıdalar mide kanserine davetiye çıkarabilir. H.plori enfeksiyonu da mide kanseri sebeplerindendir. Sigara ve alkol kullanımı mide kanseri olma olasılığını artırmaktadır. Ayrıca mide kanserinde genetik faktörler de ön plandadır.

Mide kanseri teşhisi nasıl konulur?

Midesinde sorun yaşayan hastaların öncelikle bir gastroenteroloji uzmanına başvurması gerekir. Uzmanlar genellikle ilk olarak hastaya endoskopi uygular. Endoskopide midede, yemek borusunda, ince bağırsakta anormal bir kısım görülürse buralardan biyopsi alınır. Ayrıca kontrastlı grafiler, bilgisayarlı tomografi de uygulanır. Eğer kanser saptanmışsa PET, MR, böbrek ultrasonu, göğüs röntgeni de istenmektedir. Bunun yanında çeşitli kan tetkikleri de yapılmaktadır.

Mide kanseri nasıl tedavi edilir?

Öncelikle mide kanserinin tanısı konulur ve bu kanserin tipiyle evresi belirlenerek tedavi başlar. Mide kanseri tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Tümörün uygun şekilde çıkarılması tedavinin önemli bir kısmıdır. Eğer kanser erken evredeyse başarılı bir operasyon yaşam süresini olumlu etkilemektedir. Ameliyatla midenin bir kısmı ya da tamamı alınabilir. Midenin tamamı alınırsa hastaya yeni bir mide yapılır ve hastanın beslenme şekli yeniden düzenlenir. Bazı hastalarda kanserin türüne göre ilaç veya ışın tedavileri ön plana çıkar. Mide kanserinin evresine göre kemoterapi de uygulanabilmektedir. Bunun yanında hipertermi uygulamaları da gündeme gelebilir.

Mide kanseri türleri nelerdir?

Genellikle en sık olarak mide astar bezi hücrelerinde kanser başlar. Buna adenokarsinom denir. Skuamöz hücre kanseri, mide lenfoması, gastrointestinal stomal tümörler ve nöroendokrin tümörler bir diğer mide kanseri türleri arasında yer almaktadır.

Mide kanserinde nasıl beslenmeli?

Öncelikle hastaların hazır, işlenmiş, tuzlu, kızarmış, yağlı gıdalardan uzak durması gerekir. Tuz, şeker tüketimi kısıtlanmalıdır. Liften zengin, proteinden zengin beslenilmelidir. Kemoterapi alınmaktaysa bol su tüketimi olmalıdır. Ayrıca haşlama, buğulama yöntemleriyle pişirilmiş besinler tüketilmelidir.

Mide kanseri risk faktörleri nelerdir?

Midede asit, enfeksiyon varlığı ve bu kişilerin sağlıksız beslenmesi mide kanseri için risk faktörü oluşturabilir. Gastrit, reflü, ülser gibi hastalıkların varlığı, sigara-alkol tüketimi, meyve ve sebzeden fakir beslenmek de riskleri artırabilir.

Mide kanseri hızlı yayılır mı?

Mide kanseri hızlı yayılım gösteren kanser türleri arasında yer aldığı için erken teşhis edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Mide kanseri tamamen iyileşir mi?

Eğer mide kanseri mide dışında bir yere yayılmamışsa ilk beş senedeki sağ kalım oranları yüzde 70 civarındadır. Erken teşhis ve hızlıca tedavi sürecine girişle mide kanseri kontrol altına alınabilmektedir. Bu konuda hastanın tedaviye uyumu, düzenli takip yaptırması da önem taşımaktadır.

Sıcak çay mide kanseri yapar mı?

Sıcak içecekler yemek borusu ve mide mukozasında tahrişe sebep olabilir. Tahriş de mide kanserine zemin hazırlayabilir.

Sigara mide kanseri yapar mı?

Sigara her kanserde olduğu gibi mide kanserinde de rol oynar. Sigara kullananlarda mide kanseri daha çok görülmektedir.

Gastrit veya ülser mide kanserine döner mi?

Helicobakter pylori gastrit ve ülsere neden olduğu gibi mide kanserine de sebep olabilir. Bu nedenle bakterinin ortadan kaldırılması gerekir.

Mide kanserinde ameliyat olunması şart mı?

Mide kanserinde hastalığın evresine, tipine göre tedavi planlamaları değişmektedir. Kemoterapi, radyoterapi, cerrahi, immünoterapi gibi seçenekler hastanın ve hastalığın durumuna göre planlanmaktadır. Tedavilerde yaş ve genel sağlık durumu da önemli bir rol oynamaktadır.

Mide kanseri kaçıncı evrede ameliyat olur?

Mide kanserinde evre 0 ve evre 1 durumlarında genellikle endoskopik tedavi yöntemleri uygulanır. Eğer mide kanseri evre 2 ve 3’teyse de kapalı cerrahi yapılır.

Mide kanserini önlemenin yolları nelerdir?

Mide kanserini önlemede ideal kilonun korunması, sağlıklı beslenmek, alkol ve sigara tüketmemek önem taşımaktadır. Her hastalıkta olduğu gibi düzenli egzersiz, düzenli uyku da mide kanserini önlemede rol oynamaktadır. Düzenli olarak endoskopi ve kolonoskopi yaptırılması bazı hastalıkların erken teşhisi açısından önem kazanmaktadır.

Siz de genel sağlık durumunuzu kontrol ettirmek istiyorsanız Memorial Evde Sağlık Genel Sağlık Tarama Paketini alabilir ve gerekli testleri evinizin konforunda yapabilirsiniz. Bilgi için linke tıklayın https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

 

 

CategoriesGenel

HORLAMA NEDENLERİ, TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Herkesi etkileyebilen ve yaygın bir durum olan horlama, erkeklerde ve fazla kilolu kişilerde daha sık görülmektedir. Yaş ile birlikte ilerleyerek daha kötü eğilime giren horlama, kişinin kendisinin yanı sıra özellikle eşleri olumsuz yönde etkiler. Bazı kişiler için kronik bir sorun olabilen horlama, bazen ciddi sağlık sorunlarına da neden olabilir. Kilo vermek, uygun yatış pozisyonuna geçmek gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile hafifletilebilen horlama, ileri evrelerde cerrahi yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Erdal Seren, horlama ile ilgili bilgi verdi.

Horlama nedir?

Horlama, uyku sırasında gürültülü bir şekilde nefes alma durumudur. Horlama, havanın boğazdaki gevşemiş dokuları geçmesi ile ortaya çıkan ve nefes alırken dokuların titreşmesine neden olan boğuk veya sert sestir. Neredeyse herkeste ara sıra görülebilen horlama bazı insanlar için kronik bir sorun olabilirken, bazı durumlarda da ciddi bir sağlık sorunlarına neden olabilir. Erkeklerde ve fazla kilolu kişilerde daha sık görülmesine rağmen, herkesi etkileyebilecek yaygın bir durum olan horlama, yaşla birlikte kötüleşme eğilimi göstermektedir.

Horlamanın nedenleri nelerdir?

Üst solunum yollarındaki kasların gerginliğinin azalması sonucu dilin arkaya kayarak diğer gevşek dokularla beraber titreşime yol açması; horlama sesinin çıkmasını neden olur. Yumuşak damağın ve küçük dilin normalden uzun olması, büyük bademcik ve geniz eti ya da burundaki darlıklar da horlamayı tetikleyebilir. Horlama sıklığı yaş ve kilo alımı ile artmaktadır.

Horlamanın belirtileri nelerdir?

Sürekli ve uzun süredir devam eden horlama, gündüz aşırı uyku hali horlamanın en tipik bulgusudur. Bunun dışında yorgunluk, dinlenemeden uyanma, sabah baş ağrıları, gece boğulma hissi ile ya da çarpıntıyla uyanma sık görülen horlama belirtileri arasında yer alırken; halsizlik, gece sık tuvalete çıkma, depresyon ve sinirlilik gibi durumlar da diğer görülen bulguları oluşturmaktadır.

Horlamanın tanısı nasıl konulur?

Horlama ve uyku apnesinin tanısı uyku laboratuvarında bir gece yatarak polisomnografi (uyku testi) adı verilen tetkikin yapılması ile konur. Polisomnografi tetkiki ile hastanın uykuda burun ve ağızdan gerçekleştirdiği solunum hareketleri, oksijen değerleri, kalp hızı ve kalp ritmi, göğüs ile karnın uyku sırasındaki hareketleri ve uyku sırasındaki beyin dalgalarının özellikleri değerlendirilir. Polisomnografik olarak hastalığın tanınması ve şiddetinin derecelendirilmesi tedavi seçeneklerinin planlanmasında yol gösterici olmaktadır. Kulak Burun Boğaz (KBB) hekimleri tarafından yapılan ayrıntılı üst solunum yolu muayenesi OSAS (tıkayıcı uyku apne sendromu) tanısında önemlidir. Duruma göre gerekirse nöroloji ve diğer branşlardan da destek alınabilir.

Horlama tedavisi nasıl uygulanır?

Horlama tedavisi; alınacak genel önlemler, ağız içi araç tedavisi ve cerrahi olmak üzere üç basamakta uygulanmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;

1.Genel Önlemler:

Horlamanın tedavi edilebilmesi için, aşağıda yer alan yaşam tarzı değişikliklerinin yapılması gerekmektedir:

a-Risk faktörlerine yönelik önlemler

  • Kilo vermek: Kilo artışı horlamayı artıran etkenler arasında yer alır. Kişi için sağlıklı olan kiloya ulaşmak horlamayı azaltabilir.
  • Alkol ve Sedatif-Hipnotiklerden (sakinleştirici-uyku verici ilaçlardan) Sakınma: Obstrüktif uyku apnelerini tetikleyen ya da şiddetini artıran faktörlerin başında alkol ve sedatif-hipnotik ilaçlar gelir. Ancak sigaranın hava yollarında iltihabi olaylar sonucu ödem oluşumunu artırarak hava yollarında daralmaya yol açması, horlama ve apne gelişmesi için bir risk oluşturmaktadır.
  • Burun tıkanıklığının giderilmesi: Burun tıkanıklığını önleyen sprey veya esnek bantlar kanalların açık tutulmasını sağlar
  • Uyku yoksunluğundan kaçınmak: Gerekenden daha az uyuma ya da hiç uyumama horlama riskini artırabilir. Bu sebeple uyku düzenine dikkat edilmelidir.
  • Yatış Pozisyonu: Yer çekiminin etkisine bağlı olarak pek çok hastanın horlaması sırt üstü pozisyonunda artış gösterir. Bu sebeple yan yatış pozisyonları horlama riskini azaltır.
  1. Eşlik eden hastalıkların tedavisi

Horlamanın pek çok hastalıkla ilişkisi bulunmaktadır. Ancak bunlar içinde özellikle hipotiroidi (guatr bezinin az çalışması) ve akromegalinin (büyüme hormon fazlalığı) ayrı bir yeri vardır. Horlamaya eşlik eden hastalıkların tedavi edilmesi, horlama durumunu da iyileştirir.

  1. Ağız İçi Araç Tedavisi

Ağız içi araçlar (AİA) olarak bilinen bu tedavi seçeneğinin amacı, uyku sırasında ağız içine yerleştirilen bir takım aparatlarla üst solunum yollarına ait yapıların pozisyonunu değiştirip (örneğin dili öne çekerek) hava yolunu genişletmek,  kas fonksiyonları üzerine etki ederek direnci düşürmek ve havayollarının tıkanmasına engel olmaktır.

  1. Cerrahi Tedavi

Horlamada, darlık yerinin tam olarak saptanabildiği olgularda cerrahi tedavi uygulanabilir. Bu cerrahiler şu şekildedir:

a)Lazer yardımlı uvulapalatoplasti (LAUP): LAUP, yumuşak damaktaki dokuyu azaltır ve hava akışını iyileştirir.

b)Radyofrekans ablasyonu: Somnoplasti olarak da adlandırılan bu teknik, yumuşak damak ve dilde fazla dokuyu küçültmek için radyofrekans enerjisi kullanır.

c)Septoplasti: Bu prosedür, burunda sapmış bir septumu düzeltir. Bir septoplasti , kıkırdak ve kemiği yeniden şekillendirerek burun içindeki hava akışını iyileştirir.

d)Tonsillektomi ve adenoidektomi: Boğazın arkasından veya burnun arkasından fazla doku alınır.

Horlama neyin belirtisidir?

Horlama, vücuda oksijen ileten hava yollarının tam olarak açık olmadığını gösteren önemli bir belirtidir.

Horlamanın risk faktörleri nelerdir?

Horlamada özellikle kilo fazlalığı-obezite, yaş, cinsiyet, genetik özellikler, kullanılan ilaçlar gibi genel faktörler yanında, burun boğaz bölgesinin yapısı, baş-boyun pozisyonu ve boyun çapı genişliği gibi anatomik faktörlerde etkili olmaktadır. Boyun çapının; erkeklerde 43, kadınlarda 38’den geniş olması horlama riskini artırmaktadır. Hava yolu çapı ve şekli, yatış pozisyonu, üst solunum yolunun yapısı gibi faktörlerde uykuda solunum bozukluğu riskleri altında yer almaktadır.

Horlama kimlerde daha çok görülür?

Horlama erkeklerde kadınlara oranla daha çok görülmekle birlikte, risk faktörlerinin de etkisiyle genelde aşırı kilolularda, orta yaş veya ileri yaş erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda daha sık izlenir.

Horlamayı ne durdurur?

Uyuma pozisyonun değiştirilmesi, daha yüksek yastıklarda uyunması, alkol ve sigara kullanımının azaltılması, akşamları hafif yiyecekler tüketilmesi ve fazla kilolardan kurtulmak horlama için çözüm yolları arasında yer alır.

Horlama tehlikeli midir?

Çok gürültülü veya sık horlama, ciddi bir rahatsızlık olan uyku apnesinin bir belirtisi olabilir. Uzun süreli horlama, azalan kan oksijen seviyeleri, konsantrasyon zorluğu, yorgunluk, kalp krizi, yüksek tansiyon, inme, Tip2 diyabet gibi sağlık sorunları riskini artırmaktadır.

Horlayan insanlar nasıl yatmalıdır?

Sırt üstü yatış pozisyonu dilin posteriora doğru kaçmasını ve posterior hava yolunu kollabe etmesini kolaylaştırır. Bu nedenle genelde hastalara yan pozisyonda ve yüksek yastıkla yatmaları önerilir.

Horlama için hangi doktora gidilmelidir?

Horlama için öncelikle Kulak burun boğaz hekimlerine gidilip muayene edilmeli gerekirse nöroloji, endokrin gibi bölümler ile görüş alışverişi yapılmalıdır.

Burun ameliyatı horlamayı keser mi?

Burun ameliyatı burun pasajındaki darlığı açarak burundan alınan solunumu rahatlatır ama tek başına burun cerrahisi horlamayı kesmeyebilir. Çünkü geniz, boğaz ve gırtlak bölgesindeki darlıklar, kas tonusu gibi etkenler de horlama üzerine etkilidir. Buradaki yapıların da değerlendirilmesi gerekir.

Horlama tedavisi evde nasıl yapılır?

Horlamayı tetikleyen ya da şiddetini artıran faktörlerin başında alkol ve sedatif-hipnotik ilaçlar gelir. Ancak hava yollarında iltihabi olaylar sonucu ödem oluşumunu artıran sigara kullanımı da hava yollarında daralmaya yol açma riski taşımaktadır. Horlayan bireylerin uyumadan 4 -5 saat önce alkol alımını kesmesi gerekmektedir.

Horlayan insan ne yapmalıdır?

Horlayan kişiler;

-Antioksidan doğal besinler tüketmeli,

-Fazla kilolardan kurtulmalı,

-Yürüyüş, koşu gibi egzersizler yapmalı,

-Sigara, alkol ve antidepresan ilaçlarının kullanımını bırakmalıdır.

Horlama bunlara rağmen geçmiyor ve şiddeti daha da artıyorsa hastanelerin kulak burun boğaz bölümüne gidilmesi gerekmektedir.

Yastıksız uyumak horlamayı engeller mi?

Horlama şikayeti olanların, uygun uyku pozisyonunu sağlaması ve/veya daha yüksek yastık tercih etmesi gibi önlemler alması, horlama şiddetini azaltabilir.

Burun bandı horlamaya iyi gelir mi?

Burun bantları, horlamanın olduğu yer olan yutak bölgesindeki daralmayı açamaz. Kısıtlı bir etkisi olabilir o da burun kanatlarını açarak burundan geçen hava miktarının az da olsa artmasını sağlar.

Kilo almak horlamaya neden olur mu?

Obezite, obstrüktif uyku apne sendromunda önemli bir faktör olan üst hava yollarında daralma üzerinde etkin rol oynar. Subkütan ve lümen etrafını çevreleyen yağ depozitleri farenkste daralmaya neden olurken aynı zamanda hava yolu esnekliğini de değiştirerek hava yollarının çökmesine ve daralmasına neden olur.

Horlayan kişiler özel ve sosyal yaşamlarında ne gibi sıkıntılar yaşarlar?

Horlama kişinin eşi ile olan sosyal ilişkisini bozmaya zemin hazırlayan bir durumdur. Toplu ortamlarda (öğrenci evi, yurt, kışla v.b) kalan kişilerin yakınları da bu durumdan rahatsızlık duyarlar.

Horlamanın dereceleri, çeşitleri var mıdır?

Horlama; basit horlama ve uyku apnesi olarak iki gruba ayrılmaktadır. Basit horlama; sadece uyku sırasında oluşan sesli solunumdur. Uyku apnesi ise; uykuda solunum durmaları, kandaki oksijene doygunluk düzeyinde düşüşler meydana gelmesi gibi durumlarla ortaya çıkmaktadır. Uyku apnesi, başlı başına ciddi hayati riskler oluşturan ve uykuda ölümlere sebep olabilen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Apne hastalarında Polisomnografi sonucunda hastayla ilgili birçok parametre ortaya çıkar. Apne hipopne indeksi (AHI) de bu parametrelerden biridir. Hastalığın ve şiddetinin belirlenmesinde kullanılan en önemli değerdir. Apne ve hipopne sayılarının toplamının, kişinin uyku saatine bölünmesi ile AHI değeri elde edilir ve bir saatteki AHI ortaya çıkar. Böylelikle, kişide hangi seviyede uyku apnesi olduğu tespit edilebilir ve uygun tedaviye başlanabilir.

Yetişkinler için AHI değerleri şu şekilde kategorize edilebilir:

Normal: AHI < 5

Hafif derecede uyku apnesi: 5 ≤ AHI < 15

Orta derecede uyku apnesi: 15 ≤ AHI < 30

Ağır derecede uyku apnesi: AHI ≥ 30

 

Siz de genel sağlığınızdan emin olmak istiyorsanız, linke tıklayarak Evde Sağlık kapsamındaki Genel Sağlık Tarama Paketini alabilir ve gerekli testleri evinizin konforunda yaptırabilirsiniz.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

 

CategoriesGenel

Kadınlarda kısırlık

Toplumda kısırlık olarak bilinen infertilitenin nedenlerine bakıldığı zaman kadın ve erkekte eşit olarak kaynaklandığı görülmektedir. İnfertil bir çift bir sağlık kuruluşuna başvurduğunda erkek ile ilgili problemleri tespit etmek daha kolay iken, kadından kaynaklı sorunları bulabilmek biraz daha zor olabilmektedir. Ancak infertil çiftler için kişiye özel modern tedavi yaklaşımları ile bebek sahibi olunması mümkün olabilmektedir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Bölümü’nden Doç. Dr. Arzu Yurci, kadınlarda kısırlık nedenleri hakkında bilgi verdi.

 

Kadından kaynaklı infertilite nedenleri başlıca şöyle sıralanmaktadır:

 

Fallop Tüplerine Ait Nedenler

Gebelik oluşabilmesi için vajene boşalan spermlerin rahim ağzı ve rahim içini geçerek döllenmeyi sağlayabilmek için tüplerden yumurta ile buluşması gerekmektedir. Bu nedenle tüplerin açık olup olmadığının ve fonksiyonlarını yapabildiğinin gösterilmesi önemlidir. İnfertilite nedenlerinin %35’ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. Histerosalpingografi (HSG) tüplerdeki tıkanıklığı veya oluşmuş hasarı, tüpler içinde sıvı birikimini ve yapışıklıklara bağlı değişiklikleri gösterebilir. HSG filminde bir bozukluk varsa doktorunuz tanıyı kesinleştirmek ve tüpü uzaklaştırmak için laparoskopi önerebilir. Tüpler kapalı, hasar görmüş veya yapışık bulunursa cerrahi olarak çıkarılmaları gerekebilir. Tüplerin çift taraflı tıkalı olması, geçirilmiş cerrahiler veya enfeksiyonlar sonrası tüplerin kapatılması veya alınması durumunda tüp bebek yöntemi ile tedavi önerilir.

 

Yumurtlama Problemleri

Düzensiz veya anormal yumurtlama, kısırlığı oluşturan nedenlerin yaklaşık %5-25’ini oluşturur. Normal koşullarda, her ay yumurtalıklardaki olgunlaşmamış yumurtalardan bir tanesi gelişip büyüyerek çatlar ve ovulasyon (yumurtlama) meydana gelir. Adet düzensizliklerine bağlı infertilitenin en önemli nedeni anovulasyon (yumurtlamanın olmamasıdır). Polikistik over sendromu (PCOS), hipogonadotropik hipogonadizim veya endokrin bozukluklar bu durumun başlıca sebepleridir. Bir kadında yumurtlamanın olup olmadığı ultrasonografi ile ovulasyon takibi yaparak veya serumda progesteron hormon düzeyinin (âdetin 19. 21. ve 23. günlerinde) bakılması ile tespit edilebilmektedir.

 

Yaş Faktörü

Kadın yaşı infertilite tedavisinde başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Kadın yaşının ilerlemesi yumurtalık rezervinin azalmasına ve aynı zamanda yumurta kalitesinin ve kromozomlarının bozulmasına neden olmaktadır. 40 yaş üzeri kadınlardan elde edilen yumurtalarda % 65-70 üzerinde kromozomal anormallikler gözlenmektedir. Bu durum embriyoların tutunmasını engellemekte veya oluşan gebeliklerin düşük ile sonlanmasına yol açmakta ve böylece canlı doğumla sonuçlanan gebelik oranlarında azalmaya neden olmaktadır.

 

Uterus (rahim) Kaynaklı Problemler

Uterusun kısmen veya tamamen gelişmemiş olması, uterus iç boşluğunu daraltan septum (perde) bulunması, çift uterus, tek boynuzlu uterus gibi doğumsal anomaliler embriyonun tutunmasını engelleyebilir veya tekrarlayan düşüklere yol açabilir. Sonradan uterus içinde oluşabilecek miyom ve polipler de infertilite nedeni olabilir. Ayrıca geçirilmiş uterin ameliyatlar, kürtaj veya enfeksiyonlar uterus içinde yapışıklıklara sebep olarak infertilite oluşturabilir. Uterin problemler yapılan transvaginal ultrasonografi muayenesi ile kolayca tanımlabilir. Görüntüleme sırasında uterin boyutlar ölçülür, varsa polip veya miyomların yerleşme yeri, sayısı ve boyutu tespit edilir, cerrahi gerekliliği açısından karar verilir. Polip, şineşi (yapışıklık), doğumsal şekil anomalileri günümüzde HSG ve 3 boyutlu ultrason yapılarak detaylı bir şekilde tanımlanabilir.

Genetik Nedenler

Hem erkek hem de kadında bulunan kromozomların cinsiyet kromozomu anomalileri, translokasyonlar, inversiyonlar gibi sayısal ya da yapısal anomalileri infertilite veya gebeliklerde düşüklere neden olabilir. Ayrıca akraba evliliği olan, kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan kişilere ve bu kişilerin akrabalarına, hastalığın seyri ve tedavi yöntemleri, tekrarlama riskleri ve tedavi seçenekleri ile birlikte hangi testlerin yapılması gerektiği ve bunların sonuçlarıyla ilgili bilgi verilmelidir.

 

Siz de hamileliğe hazır olup olmadığınızı merak ediyorsanız Memorial Evde Sağlık kapsamındaki “Hamileliğe Hazırlık Paketi”ni linke tıklayarak alabilir ve gerekli testleri evinizin konforunda yaptırabilirsiniz.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/gebelige-hazirlik-test-paketi/?utm_source=revenuehunt&utm_medium=quiz&utm_campaign=gWH1VX

 

 

 

Kapat
Add to cart
Görüşmeyi Başlat
Canlı Destek
Canlı Destek - Evde Sağlık
Merhaba,
Size nasıl yardımcı olabiliriz?