CategoriesGenel

Tansiyon nedir ve tansiyon nasıl ölçülür?

Atardamarların içindeki kan basıncını ifade eden tansiyonun doğru ölçülmesi teşhis ve tedavi açısından büyük önem taşıyor. Özellikle yüksek tansiyon teşhisi hastane ortamında veya gelişen teknolojiyle birlikte Evde Sağlık hizmetleri sayesinde ev ortamında da konulabiliyor, gerekli takipler de modern yöntemlerle gerçekleştirilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Cegerğun Polat, “Tansiyon nedir ve tansiyon nasıl ölçülür?” sorularının yanıtını verdi.

Tansiyon nedir?

Tansiyon, kalbin vücuda pompaladığı kanın damar duvarına uyguladığı basıncın ölçüsüdür. Kalbin ana görevi vücuda aort damarı yoluyla kan pompalamaktır. Kan kalp tarafından belirli bir güçle damarlara gönderilmektedir. Damar duvarının yapısı ve kanın pompalanma gücü damarların iç duvarlarında, kanın ilerlemesini sağlayan basınç dalgası oluşturur. Buna da tansiyon denmektedir. Tansiyon, vücut için önemlidir çünkü tansiyon sayesinde doku ve organlar yeterince kanlanabilir ve yaşamsal fonksiyonları devam eder. Kalp kası gevşeyince de damarlarda bir miktar basınç kalır. Bunlar tansiyonun türlerini oluşturur. Halk arasında büyük ve küçük tansiyon olarak bilinir. Tıp dilinde de “Sistolik basınç” ve “Diyastolik basınç” olarak adlandırılır. Yani kalp kanı dışarı pompalarken oluşan basınç sistolik basınçtır, kalp gevşediğinde oluşan basınç ise diyastolik basınçtır. Eğer bir tansiyon ölçümünde size “12’ye 8- 120/80 mmHg” dendiyse buradaki 12 sistolik basınç, 8 de diyastolik basınçtır. Tansiyonun durumu kişiden kişiye değişiklik gösterse de ideal tansiyonun 90/60 mmHg ile 120/80 mmHg arasında olması beklenir.  Yani 90/60 mmHg ve 120/80 mmHg arasındaki değerler normal tansiyon olarak bilinir. Yüksek tansiyon ise 140/90 mmHg ve üstü kabul edilir. 90/60 mmHg ve altı ise düşük tansiyon olarak kabul edilir.

Yüksek tansiyon nedir?

Yüksek tansiyon yani hipertansiyon, kan basıncının tansiyon aletiyle ve tansiyon holter ile ölçüldüğünde sürekli olarak 140/90 mmHg çıkması durumudur. Sigara içmek, aşırı alkol tüketimi, obezite, egzersiz yapmamak, düzensiz beslenmek, stres, şeker hastalığı, böbrek üstü bezinin hastalıkları, kalp damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, genetik faktörler, tiroid hastalıkları, düzensiz uyku yüksek tansiyon nedenleri olarak bilinir. Yüksek tansiyon bebeklerde bile görülebilir.

Yüksek tansiyon nasıl teşhis edilir?

Yüksek tansiyon kendisini baş ağrısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, erken yorulma, burun kanaması, bacaklarda şişlik, halsizlik şeklinde gösterebilir. Yüksek tansiyonun tanısı da fiziki muayene, tansiyon holter, kalp ultrasonu (Ekokardiyografi), EKG gibi tetkiklerle konulur.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/urun-ve-hizmetler/laboratuvar-paketleri-c/kalp-sagligi-c12/

Normal ve tehlikeli tansiyon değerleri nedir?

Kan Basıncı Kategorisi Sistolik kan basıncı Diyastolik Kan Basıncı
Normal 120’den az ve 80’den az
Yüksek Tansiyon 140 veya daha yüksek veya 90 veya daha yüksek
Yüksek-Normal Tansiyon 130 veya daha yüksek veya 80 veya daha yüksek
Tehlikeli derecede yüksek tansiyon 180 veya daha yüksek ve 120 veya daha yüksek

 Yüksek tansiyon tedavisi nasıl yapılır?

Tansiyon değerlerinin ne kadar yüksek olduğu tedavi şeklini belirler. Hafif, evre 1 hipertansiyonda ilk etapta yaşam şekli değişikliği önerilir. Ancak organlarda ek sorunlar yaşanmışsa genelde yüksek tansiyon ilaçları verilir. İlaç alsa dahi hastanın yaşam tarzı değişikliğine devamı gereklidir. Daha az tuz tüketimi, kişinin ideal kiloya kavuşması, düzenli egzersiz, bilinçli diyet ile tansiyon kontrol altına alınabilir. Ancak tedavi altta yatan nedene göre değişebilir. Tiroid, böbrek, diyabet kaynaklı bir yüksek tansiyon varsa diğer hastalıklar için de tedavi olunması gerekir.

Yüksek tansiyonun zararları nelerdir?

Eğer hipertansiyon varsa bu kalbe, beyne, böbreklere ve gözlere ekstra yük bindirir. Kalıcı bir yüksek tansiyon kalp yetmezliği, kalp krizi, kalp ritim bozukluğu, aort anevrizması, vasküler demans, inme, böbrek hastalıkları, periferik arter hastalığı gibi ciddi sorunlara sebep olabilir. Tansiyonu bir miktar bile düşürmek sağlıkla ilgili riskleri düşürmeye yardım eder.

Yüksek tansiyonu ne yapmak düşürür?

Düzenli egzersiz yaparak, kafeini azaltarak, sigarayı bırakarak, alkolü azaltarak, kilo vererek, tuz miktarını azaltarak, liften ve yeşil sebze ağırlıklı yani sağlıklı beslenerek tansiyon üzerinde olumlu etkiler edinmek mümkündür.

Düşük tansiyon nedir?

Düşük tansiyon yani hipotansiyon kan basıncının tansiyon aletiyle ve tansiyon holter ile ölçüldüğünde 90/60 mmHg altında seyretmesi durumudur. Yüksek tansiyon gibi zararlı bir durum değildir. Tansiyon düşüklüğü kalp damar hastalığı için bir risk oluşturmaz. Ani tansiyon düşmesi meydana gelirse baş dönmesine bunun akabinde de baygınlığa sebep olabilir. Ancak düşük tansiyon da altında kalp yetmezliği veya farklı sebepler olabilir. Bu nedenle kardiyoloji uzmanına görünmekte fayda vardır.

Tansiyon nasıl ölçülür?

Hipertansiyonu belirlemek için tansiyon ölçümünün doğru yapılması önem taşır. Ancak yüksek tansiyondan ziyade günlük yaşamda düşük tansiyonun daha çok belirtisi olur. O nedenle yüksek tansiyon için mutlaka bir kardiyoloji uzmanına gidilmelidir. Öncelikle evde tansiyon ölçerek işe başlanabilir. Tansiyon ölçümü mutlaka sessiz bir ortamda yapılmalıdır. Bunun yanında ölçüm yapılmadan önce en az on beş dakika dinlenmek gerekir. Ölçümden 45 dakika öncesine kadar kahve, çay ya da sigara içilmemeli; ölçüm sırasında hareket edilmemeli ve konuşulmamalıdır. Ölçüm tek koldan değil her iki koldan da yapılmalıdır. Hangi kolda yüksek çıkıyorsa o değer esas alınmalıdır. Her iki kol arasında belirgin farklılık varsa mutlaka doktora bildirilmelidir. Öncelikle serbest biçimde iki ayak yere basacak şekilde oturulmalıdır. Kişinin kolu açıkta, giysileri gevşek olmalıdır. Çünkü üstten sıkan, kolu sıkan giysiler tansiyon sonucunu hatalı çıkarabilir. Kol giysisi, dirseğin üzerinde kalmalı ve gevşek

CategoriesGenel

Sırt Ağrısı Nedir? Sırt Ağrısı Nedenleri Nelerdir?

Her yaş grubunda yaşanabilen sırt ağrısı hayatı olumsuz yönde etkileyebiliyor. Sırt ağrısı bazen aniden ortaya çıkabildiği gibi kaza, düşme veya ağır bir şey kaldırdıktan sonra da yaşanabiliyor. Vücudu yanlış kullanma ve stres kaynaklı yaşanabilen sırt ağrısı omurga sorunlarından da kaynaklanabiliyor. Sırt ağrısının tedavisi ise altta yatan nedene bağlı olarak değişiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Önöz, sırt ağrısı nedenleri hakkında bilgi verdi.

Sırt ağrısı nedir?

Baş bölgesinin altından başlayıp bel bölgesine kadar uzanan omurga ve omurganın her iki tarafında oluşan ağrılar sırt ağrısı olarak tanımlanmaktadır. Sırt anatomisi çeşitli yapılardan oluşmaktadır.

  • Omuriliği koruyan 33 kemikten oluşan omurga
  • Omurlardan oluşan omurga kanalının içinde uzanan omurilik
  • Omurları yerinde tutan kısa sert, esnek doku bantları olarak isimlendirilen ligamentler
  • Kasları kemiğe bağlayan tendonlar
  • Omurga ve üst bedeni destekleyip hareket etmeyi sağlayan kaslar.

Bu yapılardan herhangi birinde yaşanan sorunlar sırt ağrısına neden olabilir.

Sırt ağrısı kimlerde görülür?

Sırt ağrısı her yaş grubunda ve her cinsiyette görülebilen bir sorundur. Ancak sırt ağrısı yaşanmasını artıran riskler bulunmaktadır.

  • Hareketsiz yaşam: Hareketsiz yaşama bağlı olarak gelişmeyen sırt kaslarına omurgayı yeterince desteklememektedir. Zayıf sırt ve karın kasları sırt ağrısı yaşanma riskini artırabilmektedir.
  • Aşırı kilo: Hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme ile birlikte kilo alımı sırt ağrısına yol açabilmektedir.
  • İşle ilgili riskler: Ağır kaldırma, uzun süre oturma gibi sırt yapısını zorlayabilecek meslekler sırt ağrısı riskini artırmaktadır.
  • Yaş: Sırt ağrısı her yaş grubunda gözükebilmekle birlikte ilerleyen yaşlarda daha fazla ortaya çıkabilmektedir.
  • Stres: Depresyona ve kaygıya yatkın kişilerde sırt ağrısı riski daha fazladır.
  • Genetik: Genetik olarak sırt ağrısına neden olan bazı rahatsızlıklar risk faktörleri arasındadır.

Sırt ağrısı belirtileri nelerdir?

Sırt ağrısı aniden ortaya çıkıp kısa sürede geçebildiği gibi zamanla artarak da yaşanabilmektedir. Bunun yanında kronik sırt ağrısı olarak tanımlanan uzun süreli sırt ağrısı da oluşabilmektedir.  Sırt ağrısının şiddeti kişiden kişiye değişir. Sırt ağrısının nedeni ve konumuna bağlı olarak genel olarak şu belirtiler yaşanabilmektedir;

  • Belirli bir noktada lokal ağrıdan sırtın her tarafına yayılan ağrı yaşanabilir.
  • Sırt ağrısı bazen kalça, bacak veya karın gibi diğer bölgelerine yayılabilir.
  • Kaldırma ve bükme ile artan ağrı şeklinde ortaya çıkabilir.
  • Dinlenirken, otururken veya ayakta dururken ağrı yaşanabilir.
  • Ağrı süreklilik göstermeyin gel gitler şeklinde yaşanabilir.
  • Sabahları artan ancak aktivite ile azalan ağrılar görülebilir.

Sırt ağrısı ile birlikte farklı şikayetlerde görülebilmektedir. Bu şikayetlerden bir veya bir kaçı ortaya çıkarsa doktora başvurma konusunda zaman kaybedilmemelidir

  • Uyuşma ve karıncalanma.
  • İlaçla düzelmeyen şiddetli sırt ağrısı.
  • Düşme veya yaralanma sonrası sırt ağrısı.
  • İdrar yapmada sorun.
  • Ateş.
  • Diyet yapılmamasına rağmen yaşanan kilo kaybı.

Sırt ağrısının nedenleri nelerdir?

Sırt ağrısı çeşitli nedenlere bağlı olarak yaşanabilmektedir. Genel olarak sırt ağrısı nedenleri şu şekilde sıralanabilir;

  • Omurgayı destekleyen kas ve bağlarda yaşanan sorunlar sırt ağrısı nedenleri arasındadır. Bağlarda yaşanan sorunlar daha çok eğilme veya yanlış kaldırma nedeniyle yaşanmaktadır.
  • Yaşlanma ile birlikte daha sık görülen ve omurlar arasındaki disklerin zedelenmesine yol açan dejeneratif disk rahatsızlıkları sırt ağrısına yol açabilir.
  • Fıtıklaşmış diskler sinirleri sıkıştırarak genellikle bel seviyesinde ortaya çıkan sırt ağrısı nedeni olabilir.
  • Omurgadaki bir omurun yerinden kayması sırt ağrısına yol açabilir.
  • Omurlarda yaşanan kırıklar sırt ağrısı nedenleri arasındadır.
  • Skolyoz veya diğer konjenital rahatsızlıklar sırt ağrısı nedenidir.
  • Halk arasında omurga ya da bel romatizması olarak bilinen Ankilozan Spondilit rahatsızlığı sırt ağrısı nedenleri arasında sayılabilir.
  • Omurların ağrılı kırıklarına yol açabilen osteoporoz.
  • Fibromiyalji
  • Böbrek taşları veya enfeksiyonlar da sırt ağrısına yol açabilir.
  • Endometriozis rahatsızlığı da sırt ağrısı nedenleri arasındadır.
  • Omurga kemiklerinde yaşanan enfeksiyonlar sırt ağrısı nedenidir.
  • Omurga ve sırtın farklı bölgelerinde ortaya çıkan tümörler sırt ağrısı belirtisi olarak ortaya çıkabilir.
  • Gebelik de sırt ağrısı nedenleri arasında sayılabilir.
  • Stres

Sırt ağrısı nasıl teşhis edilir?

Sırt ağrısı çok farklı nedenlerden kaynaklanabildiği için sırt ağrısı nedenini belirlemek tedavi planlaması için önemlidir.

Sırt ağrısı teşhisinde öncelikle doktor muayenesi önemlidir.  Doktor muayenesinde oturma, ayakta durma, yürüme ve bacakları kullanabilme konusunda tetkikler yapılmaktadır. Sırt ağrısının teşhisi için röntgen, Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT),  EMG, kemik taraması ve kan testleri gibi ek tetkikler de yapılabilmektedir.

Sırt ağrısı nasıl geçer?

Sırt ağrısı genellikle evde uygulanan tedavi yöntemleriyle geçebilmektedir. Basit ağrı kesiciler ve sıcak uygulamaları çoğu kez sırt ağrısı tedavisinde yeterli olabilmektedir. Sırt ağrısı nasıl geçer sorusu şu şekilde yanıtlanabilir;

Ağrı kesici ilaçlar veya kas gevşetici ilaçlar tedavinin ilk basamağını oluşturmaktadır.  Ağrının kontrol altına alınabilmesi için doktor kontrolünde antidepresan ilaçlar da kullanılabilmektedir.

  • Vücut esnekliğini artırmak, sırt ve karın kaslarını güçlendirmek için fizik tedavi doktoru rehberliğinde egzersizler uygulanabilir.
  • Enjeksiyon tedavileri ile sırt ağrısı kontrol altına alınabilir.
  • Yayılan bacak ağrısı veya sinir sıkışmasının neden olduğu ilerleyici kas güçsüzlüğü durumunda cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Tıbbi tedavilerin yanında sırt ağrısını önlemek için alınması gereken önlemler şu şekilde sıralanabilir;

  • Sırt bölgesini zorlamayan düzenli egzersiz yapmak bu bölgedeki kasların güçlenmesine olanak sağlar. Yüzme, yürüyüş sırt bölgesi için tavsiye edilen egzersizler arasındadır.
  • Kilo kontrolü sırt ağrısının oluşmasını önleyeceği gibi var olan ağrının hafiflemesine de olanak sağlar.
  • Sigara içmemek sırt ağrısı için alınması gereken önlemler arasındadır.
  • Sırt bölgesini zorlayan hareketler kaçınılmalıdır.
  • Uzun süre ayakta kalmak, eğilmek, sırt bölgesine binen yükü artırabilir.
  • Masa başı çalışanlarda uygun oturma pozisyonu sırt kasları üzerindeki olumsuz etkiyi azaltabilir.
  • Ağır kaldırmaktan kaçınılmalıdır. Ağır kaldırmayı gerektirecek durumlarda eğilerek ve sırt bölgesinin düz kalmasına özen göstererek yük kaldırmak önemlidir.
  • Stres kontrolü de sırt ağrısı bakımından önemlidir.

Siz de sırt ağrınızın nedenini merak ediyor ve genel sağlık durumunuz hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız Memorial Evde Sağlık hizmetleri kapsamında genel sağlık tarama paketi satın alarak testlerinizi evinizin konforunda yaptırabilirsiniz.

https://evdesaglik.memorial.com.tr/p/genel-saglik-tarama-paketi/

CategoriesGenel

Serebral Palsi ( Beyin Felci) ve Fizik Tedavi

Halk arasında beyin felci olarak bilinen serebral palsi, çocuklarda görülmekte ve doğumdan önce, doğumda ya da doğumdan sonra herhangi bir sebeple beyin dokusundaki hasara bağlı ortaya çıkmaktadır. Bu hasar hiçbir zaman “tamamen” iyileşmemektedir ancak iyi rehabilitasyon uygulamaları ile hastalar bağımsız bir yaşam kurabilir, eğitim alabilir ve sosyal rollerine devam edebilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ümit Dinçer, serebral palsi ve fizik tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Serebral palsi nedir?

Serebral palsi bir çocuğun doğumdan önce, doğumda ya da doğumdan sonra herhangi bir sebeple beyin dokusunda gelişen hasarlar sebebiyle oluşan ilerleyici olmayan bir beyin hastalığıdır. Çocuklarda beyin felci olarak da tanımlanır. Etken beynin oksijenizasyon sorunu, enfeksiyonlar, kanamalar, ağır sarılık, genetik veya nörolojik hastalıklar olabilir. Hastalığın genel karakteri ilerleyici olmamasıdır. Yani sabit, permanent denilen bir beyin hasarından bahsedebiliriz. Ancak hastalığın vücudun periferindeki yani kollarda, bacaklarda ya da sistemler üzerindeki etkileri değişkenlik gösterebilir. En önemli problemlerden biri kas fonksiyonları üzerindeki etkileridir. Beyin hasarına bağlı olarak kas güçsüzlüğü, spastisite (istemsiz kas gerginliği), distoni (istemsiz hareketler) ve ataksi (denge bozukluğu) dediğimiz tablolarla kendini gösterebilir. Her ne kadar beyindeki hasar sabit olsa da bu saydığımız tablolarda bazen artış, bazen azalma yaşanabilmektedir. Bu yönüyle dinamiktir ancak beyin hasarı yönüyle dinamik değildir.

Serebral palsi belirtileri nelerdir?

Serebral palsinin erken ortaya çıkan belirtilerini çocukların gelişim evrelerini izleyerek görebiliriz. Bir çocuk doğduktan 3 ay sonra en geç baş kontrolünü yapabilmeli, 9 ay sonra oturabilmeli, 12-14. Aylarda yürüyebilmelidir. Eğer bir çocuk 5-6. aylarda hala baş kontrolünü sağlayamıyorsa, 8. ve 9. aylarda oturamıyorsa, 1 yaşına geldiğinde adımlama ya da sıralama fonksiyonlarını kazanamamışsa bu çocuklarda bir problem olduğunu düşünmeliyiz. Çoğul gebelik, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, kordon dolanması gibi doğum esnasında zorluklar yaşanması durumuna fonksiyon kazanımlarındaki gecikmeler de eklendiğinde çocuğun serebral palsi olma ihtimalinden şüphelenilir.
Serebral palsi kimlerde görülür?
En fazla erken ve düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelmiş olan çocuklarda görülmektedir. Yani prematüre ve 1.5 kg’ın altında doğmuş olan çocuklarda serebral palsi görülme ihtimali diğer çocuklardan çok daha yüksektir ancak her şeyiyle normal dünyaya gelmiş çocuklarda da serebral palsi görülebilmektedir.
Serebral palsi tanısı nasıl konulur?
Serebral palsi tanısı şüphelenmekle başlar. Dolayısıyla ilk bulgular ailede veya takiplerini yapan çocuk hastalıkları uzmanının şüphelenmesi ile başlar. Sonra Pediatrik Nöroloji uzmanları tarafından önce çocuktaki motor, nörolojik ve mental gelişimdeki sorunlar değerlendirilir. Bazı klinik değerlendirmelere eşlik eden MR incelemeleri ile beyindeki hasarlar tanınabilir. Nihayetinde belli bir aşamaya gelmiş ve ilerleyici olmayan beyin hasarı netleşirse serebral palsi tanısı klinik olarak da netleşir. Ancak ailelerin izleyebileceği yol şu olabilir. Eğer çocuk çoğul gebelikten biriyse yani ikiz ya da üçüz bebekten biriyse, düşük doğum ağırlığı ile doğmuşsa, erken doğmuşsa (özellikle 28. haftadan önce) ve motor gelişim evrelerinde gecikme varsa bu çocuk geç kalınmadan çocuk nörolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Serebral palsi tedavisi nasıldır?

Serebral palsili hastalarda pek çok problem eşlik edebilir. En önemlisi kas ve kas koordinasyonunu ilgilendiren motor becerilerde yaşanan sorunlardır. Dolayısıyla süreçte en önemli şey rehabilitasyon perspektifiyle bakmaktır. Yani çocuğun başını kontrol edebilir, yürüyebilir, oturabilir ve ayakta durabilir hale getirmek için yapılacak olan rehabilitasyon çalışmalarıdır. Ancak hastalığın ağırlığına bağlı olmak üzere çocuklarda başka nörolojik problemler de olabilir. Örneğin, epileptik ataklar, yutma güçlüğü, solunum ya da otonomik problemler vb. eşlik edebilir. Bu eşlik eden problemler de usulünce tedavi edilmelidir. İlerleyen zamanlarda tedaviye eşlik etmesi gereken uygulamalardan bazıları ortopedik operasyonlardır. Yani çocukta kas iskelet sistemi ve ekstremitelerde yani uzuvlarda (kalça, diz, ayak bileği ve ayak) bazen spastisite adı verilen şiddetli kas gerginliklerinin belirlediği deformiteler söz konusu olabilir. Bu tablolar eğer rehabilitasyon ve ortez (yardımcı tıbbi cihazlar) ile kontrol edilemez ise ortopedik cerrahi uygulamalarıyla ortadan kaldırılması gerekebilir. Ancak her serebral palsili aynı semptom ve bulgularla doğmaz. Dolayısıyla her çocuğun ihtiyacı onun için yapılacak olan özel değerlendirme ve tedavilerle bertaraf edilmelidir. Hatta temel rehabilitasyon uygulamaları dahi bireyselleştirilmelidir.
Temel amaç motor gelişim aşamalarını tamamlamak ve beceri düzeyini arttırmaktır. Tedavinin ekseni Fizyoterapi yani rehabilitasyondur. Özel rehabilitasyon uygulamaları nörogelişimsel destek sağlarken, spastisitenin sebep olduğu tabloların tedavisinde ortez, yardımcı cihazlar, botulinum toksin ( botoks) ve medikal tedaviler kullanılabilir. Bir fizyoterapistin birebir çalışması ile giden rehabilitasyon çalışmalarında zaman zaman sofistike cihazların (ileri teknoloji cihazları. Robotlar vs.) kullanımı da söz konusu olabilir. Denge, kas güçlendirme çalışmaları için havuz tedavileri, hippoterapi gibi alternatifler de kullanılabilir.

Serebral palsi iyileşir mi?

Beyindeki lezyon tamamen ortadan kalkmaz. Ancak ilgili sorunlar iyi rehabilitasyon uygulamalarıyla ortadan kaldırılabilir. İyileşmeden kasıt şudur: Hastalar tutulum şekillerine bağlı olmak üzere özellikle hemiplejik ve diplejik olan çocuklar normal gelişimlerini geç de olsa yakalayabilirler, yürüyebilirler, okula gidebilirler, öğrenim hayatlarını tamamlayabilirler, meslek sahibi olabilirler ve sosyal rollerini tamamen oynayabilirler. Tetraplejik olanlarda yani hem kol hem bacak tutulumu olanlarda gerek mental gerekse fiziksel olarak gecikmeler kalıcı olabilir. Dolayısıyla onlardaki beklentiler biraz daha düşüktür. Ancak tam kür yani tamamen iyileşme maalesef bu hastalıkta söz konusu değildir. Amaç mevcut durumda maksimum bağımsızlık seviyesine çıkabilmektir.

Serebral palsi tipleri nelerdir?

Serebral palsi vücut tutulum alanlarına göre 3 tipte değerlendirilmektedir. Vücudun bir tarafını tutan yani aynı tarafta bir kol bir bacak tutulanlara hemiplejik serebral palsi denilmektedir. Her iki kol ve her iki bacak kuadriplejik ya da tetraplejik, alt ekstremitelerin yani bacakların tutulduğu tiplere de diplejik serebral palsi denilmektedir. Bir başka sınıflama semptomlara göredir. Kaslarında yaygın veya fokal gerginlikle giden spastik tip, istemsiz vücut hareketleri ile giden diskinetik tip ve denge bozuklukları ile giden ataksik tipler de bulunmaktadır. Dolayısıyla genellikle değerlendirme farklı şekillerde olabilir. Ancak son zamanlarda değerlendirme kriterleri biraz değişmiştir. Klinik olarak spastik tip, diskinetik tip ve ataksik tip olarak 3 gruba ayrılmıştır. Tutulum şekline bağlı olarak da hemiplejik, diplejik ve tetraplejik olarak değerlendirilmektedir.

dudakcatlaması
CategoriesGenel

Dudak çatlaması neden olur? Nasıl geçer?

Hassas bir yapıya sahip olan dudaklar, pek çok nedene bağlı olarak çatlayabiliyor ve dudak derisinde bozulmalar görülebiliyor. Tıbbi olarak ‘keilitis’ olarak bilinen çatlamış dudaklar, genellikle alt dudaklarda çatlaklar veya yarıklar ve kuruluk şeklinde ortaya çıkıyor. Rüzgar, soğuk havalar ve güneş gibi çevresel stres faktörleri, dudaklarda çatlamaya neden olabiliyor. Ruj, nemlendirici krem ve hatta diş macunu gibi kullanılan ürünler de çatlamış dudaklara sebebiyet veriyor. Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ali Rıza Başaran, dudak çatlaması hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Dudak çatlaması nedir?

Dudaklardaki deri, vücudun geri kalanındaki cilt yapısından daha ince ve daha hassastır. Çünkü dudaklarda yağ bezleri yoktur. Buna bağlı olarak dudaklar kuruma ve çatlama riski altındadır. Vücudun geri kalanından daha fazla dış etkenlere maruz kalan dudaklar; soğuk veya kuru hava, güneşe maruziyet, dudakları sık sık yalama veya dehidrasyon nedeniyle kuruyarak çatlar.

Dudak çatlaması neden olur?

Dudak çatlamasının yaygın nedenleri arasında kuru veya soğuk hava, güneş yanığı, rüzgara maruz kalma, dudakları yalama ve ağızdan nefes alma yer alır. Bazı durumlarda, soğuk algınlığı, dehidrasyon ve beslenme eksiklikleri gibi hafif durumlarda da dudak çatlaması gelişebilir.

Çatlamış dudaklar, özellikle folat (B9 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), piridoksin (B6) ve kobalamin (B12) vitaminlerinin eksikliklerinin yaygın bir belirtisidir. Bazı şeker hastalarında dudak çatlaması görülebilmektedir. Hafif dudak çatlaması durumlarında tedavi ihmal edilirse ileriki süreçlerde çatlama derinleşip dudakta kanamalara yol açabilir.

Dudak çatlaması görülen 7 durum aşağıdaki gibidir;

1- Dehidrasyon

Çok az su içmek dehidrasyona neden olabilir. Bu da ciltteki ve dudaklardaki nemi emebilir. Az su tüketildiğinde, genellikle çatlamış dudaklarla birlikte, kırışmış ve donuk bir cilt görünümü de meydana gelir. Bu nedenle her gün en az iki litre su içmek gereklidir

2- Yetersiz beslenme

Vitaminler, mineraller ve antioksidanlar cilt sağlığının korunmasında büyük rol oynar. Dudaklar söz konusu olduğunda hiçbir şey B vitaminleri, çinko ve demirden daha önemli değildir.

3- Stres

Stresli veya endişeli insanlar ciltleriyle sürekli oynayabilir, dudaklarını kanayana kadar yalayabilir veya ısırabilir. Bunlar sadece dudakları susuz bırakmakla kalmaz, aynı zamanda onları yaralayabilir, bu da asla kaybolmayan çatlamış dudaklara yol açar.

4- Tiroid hastalıkları

Tüm tedavilere rağmen kaybolmayan çatlamış dudaklar, düşük tiroid fonksiyonunun bir işareti olabilir. Dudakların hipotiroidizm nedeniyle çatlayıp çatlamadığını görmek için bir doktora danışmak ve tiroid seviyesini kontrol ettirmek önemlidir.

5- Gastrointestinal hastalıklar

İnflamatuar bağırsak hastalığı, gastroözofageal reflü hastalığı veya Crohn hastalığı gibi gastrointestinal sorunlar dudaklarda çatlamaya neden olabilir. Gastrointestinal sistem, dudaklarla kaplı olan ağızla başlar. Bu nedenle doğal olarak sistemde bir sorun varsa dudaklarda da sorun ortaya çıkabilir.

6- Baharatlı yiyecekler

Düzenli olarak çok fazla baharatlı yiyecek tüketmek dehidrasyona, hazımsızlık gibi gastrointestinal sorunlara ve hatta, dudakların iltihaplanmasına ve çatlamasına neden olabilir. Dudaklara iyileşme şansı vermek için baharatlı yiyeceklere ara verilebilir.

7- Keilitis

Keilitis diye adlandırılan hastalık dudaklarda iltihaplanmaya neden olur ve doğası gereği akut veya kronik olabilir. Güneş hasarı ve enfeksiyonlardan diş travmasına veya aşırı tükürük üretimine kadar her şey keilitise neden olabilir. Dudaklarda şiddetli kuruluğa yol açar, bu da ağız köşelerinde ve dudaklarda çatlakların oluşmasına neden olur.

Dudak çatlamasının belirtileri nelerdir?

Dudak çatlamasında görülen şikayetler aşağıdaki gibidir;

  • Kuru dudaklar
  • Çatlamış deri görüntüsü
  • Soyulan cilt
  • Dudak derisinde kaşıntı
  • Hafif ağrı
  • Bazı durumlarda dudak ve ağızda yara

Dudak çatlaması nasıl tedavi edilir?

Dudak çatlamasında genellikle evde yapılan tedaviler fayda göstermektedir. Dudak çatlaması geçmiyorsa veya dudaklar ciddi şekilde çatlamış veya şişmişse bir uzmana başvurulmalıdır. Bunlar, altta yatan bir tıbbi sorunun belirtileri olabilir.

Dudak çatlamasını evde tedavi etmek için aşağıdakileri uygulayın.

  • Dudaklarınızı nemli tutmaya özen gösterin
  • Gün boyunca gerektiği gibi dudak balsamı veya merhem kullanın
  • Dışarıdayken güneş koruyucu ile dudak balsamı uygulayın
  • Dudaklarınızı yalamaktan veya ısırmaktan kaçının
  • Yabancı cisimleri ağzınızdan uzak tutun (kalem, mücevher, metal cisimler)
  • Nemlendirici kullanın  

SIK SORULAN SORULAR

Stres dudak çatlamasına neden olur mu?

Dudakları yalamak, genellikle kanayana kadar ısırmak veya çiğnemek, stresli veya endişeli insanların sahip olduğu sinirsel tiklerdir. Bunlar sadece dudakları susuz bırakmakla kalmaz, aynı zamanda dudaklarda dokunun bozulmasına, yaralanmaya ve görünümü kalıcı olan çatlamış dudaklara yol açabilir.

Dudak balsamı ne kadar sıklıkla sürülmelidir?

Dudak balsamı dudaklardaki çatlakları kapatır ve merhem, içeriğine ve merhemin kalınlığına bağlı olarak dudakları daha uzun süre nemli tutar. Dudakların kuru olduğu fark edildiğinde gün boyunca ihtiyaç duyulduğunda dudak balsamları ve dudak merhemleri uygulanabilir. Uyumadan önce dudak merhemi kullanmak dudakları gece boyunca nemli tutacaktır. Bir şeyler yedikten ve içtikten sonra daima dudak balsamı veya merhem sürülmelidir. Dışarıdayken, yaklaşık iki saatte bir SPF 30 veya daha yüksek güneş korumalı dudak balsamı veya merhem kullanılmalıdır.

Yazın dudaklar neden çatlar?

Dudak çatlamasına neden olan etkenler arasında sıcak-soğuk ve kuru hava yer almaktadır. Yazın sıcak ve kuru havalarda dudaklar çatlamaya daha yatkındır bu nedenle sürekli dudakları nemlendirmek ve güneş koruyucu dudak balsamları kullanmak faydalı olmaktadır.

yaslilarda beslenme
CategoriesBeslenme

Yaşlılarda Beslenmenin Önemi

Sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenme tüm insanlar için her yaş döneminde büyük önem taşımaktadır. Düzenli ve dengeli beslenme günlük aktivitelerde canlılığa, enerjiye ve iyi bir ruh haline katkıda bulunur, fonksiyonel bağımsızlığın korunmasına yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlü tutar, sağlığın korunması, kronik hastalıkların görülme sıklığının azaltılmasına katkı sağlar. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar beslenme yetersizliklerinin görüldüğü gruplardır. 65 yaş ve üstü kişiler beslenme eksikliklerine karşı daha savunmasızdır ve yaşlılarda beslenme bozukluklarının görülme sıklığı daha yüksektir. Yaşlandıkça enerji ihtiyacı azalmakla beraber kas kaybını engellemek için yine de günlük enerji ve egzersiz ihtiyacının karşılanması gereklidir. Öğün atlamak veya yeterince beslenmemek; vitamin ve mineral eksikliği riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Memorial Şişli Hastanesi Geriatri Bölümünden Uz. Dr. Yıldıray Topçu, yaşlılıkta beslenmenin önemi hakkında bilgi verdi.

Yaşlılarda en sık görülen beslenme sorunları nelerdir?

Yaşlılık döneminde yetersiz ya da fazla besin tüketimi görülebilmektedir. Sağlıksız, karbonhidratlar ve şeker oranı yüksek besinlerin tüketimi obezite, diyabet (şeker hastalığı), kanser ve diğer kronik hastalıklara neden olabilir. Batı toplumlarında ileri yaşta en sık görülen beslenme sorunu obezitedir. Yaşlanma ile metabolik hızın ve fiziksel aktivitenin azalması da obezite riskini artırmaktadır. Kadınlarda menopozla birlikte kilo alma eğilimi daha fazladır. 50 yaş ve üzeri kadınlar aynı yaştaki erkeklere oranla daha fazla kilo almaktadır. Yaşlılıkta görülen bir başka beslenme sorunu de iştahsızlıktır.

Yaşlılarda iştahsızlık neden olur?

İleri yaştaki kişiler iştahı etkileyebilecek rahatsızlıklarla ve ağrılı hastalıklarla uğraşmak durumunda kalabilirler. Eş kaybı nedeniyle yalnız kalmak, hayata bakış açısının değişmesi depresyona neden olabilir. Mevcut kronik hastalıklar, kullanılan ilaçlar, yaşlanmayla meydana gelen hormonal değişimler de iştahsızlığa neden olabilir. Bir diğer sebepte yetersiz beslenmedir. Yetersiz beslenme yaşlı insanların sağlığını ciddi anlamda tehdit edebilir.

Yaşlılarda alınması gereken besinler nelerdir?

Su, vücudun ana bileşenidir. Su, yiyecek ve içeceklerde doğal olarak bulunur. En çok önerilen sıvı kaynağı sudur. Yemek sırasında ve arasında su içmek önemlidir. Suda kalsiyum, magnezyum ve flor gibi vücut için önemli mineraller de bulunmaktadır.

Tahıllar, orantılı olarak tüketilmesi gereken gruptur. Tahıllar, esas olarak nişasta (karbonhidratlar) ve belirli bir miktarda protein içeren gıdalardır. Örneğin ekmek, erişte, patates, yulaf, mısır, buğday, kabuğu çıkarılmış tane, karabuğday, pirinç, kahvaltılık gevrekler. Bu gruptaki çoğu gıda ayrıca lif (özellikle tam tahıl olarak yenildiğinde), vitaminler ve mineraller içerir.

Sebzeler ve meyveler; karbonhidratlar (şekerler), su, lif, vitaminler ve mineraller içerir. Örneğin C vitamini açısından zengin sebze ve meyveler: lahana, domates, biber, marul, narenciye, kivi, kavun, çilek. Mümkünse meyvelerin kabuğunun yenmesi tavsiye edilir. Her öğünde farklı renklerde meyve ve sebzelere yer verilmesi önerilir. Sebzeler meyvelerden daha az şeker ve kalori içerir ve bu nedenle 2/3 sebze ve 1/3 meyve oranının korunması önerilir. Şeker oranı yüksek meyvelerin özellikle şeker hastaları tarafından kontrollü bir şekilde tüketilmesi çok önemlidir.

Protein açısından zengin gıdalar; et (demir kaynağı), süt ürünleri (kalsiyum kaynağı), yumurta ve baklagiller (demir ve kalsiyum kaynağı) içerir. Grup ek elementler sağlar: çinko, hayvansal kaynaklı gıdalarda B12 vitamini, baklagillerde lif, balıkta Omega 3, Hayvansal (et, kümes hayvanları, balık, süt, yumurta) ve bitkisel kaynaklı (mercimek, fasulye, nohut gibi baklagiller) gıdaların çeşitlendirilmesi ve tüketilmesi önerilir. Az yağlı yiyeceklerin tüketilmesi tavsiye edilir: %5 yağa kadar peynirler, %1 – %3 süt ve yoğurt, derisiz yağsız et ürünleri.

Sağlıklı yağ kaynakları arasında zeytinyağı, yağlı balıklar, Hindistan cevizi, ceviz, fındık, badem ve avokado yağları gibi kaynaklardır. Bu besinler sağlık için önemlidir, ancak vücudun onlara sadece küçük bir oranda ihtiyacı vardır. Bu gruptan sadece bitkisel yağlar gibi doymamış yağ oranı yüksek gıdaların tüketilmesi, hayvansal kaynaklı (tereyağı gibi) doymuş yağ içeriği yüksek gıdaların tercih edilmemesi önerilir. Trans yağların (işlenmiş gıdalar) tüketilmemesi tavsiye edilmektedir.

Yaşlandıkça iştah ve tat alma duyusu azalır mı?

İştah yaşlılıkta fizyolojik olarak tat ve koku duyusunun azalması, kullanılan ilaçlar, diş kayıpları, kronik kabızlık, depresyon ve zihinsel işlevlerde bozulma nedeniyle sıklıkla olumsuz etkilenir ve azalır. İnsanlar yaşlandıkça tat almaları zorlaşmaktadır bu sebeple genelde tatlı besinleri tercih ederler. Bu da genelde tuzlu olan proteinlerin alımını düşürebilmektedir. Sürekli tatlı besinler tercih etmek şeker hastalığı riskini de artırmaktadır.

Yaşlılarda kas kütlesindeki azalma tehlikeli midir?

Kas kütlesi yaşla birlikte azalmaktadır. Kas kütlesini belirli bir seviyede tutmak ve korumak önemlidir. Kas kütlesini korumak için düzenli fiziksel egzersiz yapmak, yeterli protein tüketmek ve yeterli D vitamini almak gerekmektedir. Protein ihtiyacı et, yumurta, süt ürünleri ve balık gibi kaynaklardan sağlanabilir. Günlük fiziksel kondisyon durumuna uygun egzersizler yapmak (yürüme, ağırlık kaldırma veya yüzme gibi) kas kütlesinin korunmasına katkı sağlayacaktır.

Yaşlılarda sağlıklı ve dengeli beslenme için öneriler nelerdir?

Yaşlılarda diş eksikliği ve çiğneme sorunları sebebiyle et gibi protein kaynaklarını tüketmekte zorlanabilirler. Bu durumda özellikle yumurta ve süt ürünleri gibi protein ve kalsiyum açısından zengin olan hayvansal protein alternatifleri tercih edilebilir. Et ürünleri için daha yumuşak ve kolay çiğnenecek hale gelecek şekilde pişirmek, blenderden geçirmek gibi önlemler alınabilir.

Yaşlılarda besinlerin hacimlerini artırmadan besin değerini artırmak önemlidir. Her öğün protein ve enerji açısından dengeli bir besin içermelidir. Örneğin, yemeklere, özellikle patates püresi ve çorbalara peynir, kıyma, yumurta ve hatta ton balığı kırıntıları eklenebilir. Diyetin zenginleştirilmesi genellikle yüksek proteinli besinlerin kullanımını içerebilir. Tatlı ihtiyacı ise şeker oranı düşük, daha sağlıklı olarak nitelenen sütlü tatlılarla giderilebilir. Azaltılmış tuz içeren diyetler hariç 70 yaş ve üstünde diyet yapılması önerilmemektedir.

Yaşlılarda sağlıklı beslenme önerileri

  • Sağlıklı kiloyu korumak için besinlerden alınan kalori ve fiziksel aktiviteyle harcanan kalori dengelenmelidir. Düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz yapılması var olan kas kütlesini korumaya yardımcı olur.
  • Besinlerin çeşitli olması önemlidir. Yiyecekler gün içerisinde tahıl, protein, sebze ve meyve gibi gruplardan farklı besin seçenekleriyle çeşitlendirilmesi gerekir. Her öğün üç besin grubundan da besin içermelidir.
  • Kepekli tahıllar, baklagiller, sebzeler ve meyveler gibi lif oranı yüksek yiyecekler tercih edilmelidir.
  • Tuz ve şeker oranı yüksek, işlenmiş, hazır gıdalar, tuzlu kuruyemiş ve atıştırmalıklardan uzak durulmalıdır.
  • Yağ alımını azaltılmalı, sağlıklı yağ kaynakları tercih edilmelidir.
  • Özellikle şekerli içeceklerden kaçınmalı ve gıdalara ilave şeker eklenmemelidir.

 

Genel sağlığınızın ne durumda olduğunu merak ediyorsanız Evde Sağlık Genel Sağlık Tarama paketimizi satın alabilir, evinizin rahatlığında hizmet alabilirsiniz.” https://evdesaglik.memorial.com.tr/urun-ve-hizmetler/laboratuvar-paketleri-c/genel-saglik-c8/

İleri yaştaki hastaların tedavi ve bakımları için de Memorial Evde Bakım hizmetlerinden faydalanabilirsiniz.

Kapat
Add to cart
Görüşmeyi Başlat
Canlı Destek
Canlı Destek - Evde Sağlık
Merhaba,
Size nasıl yardımcı olabiliriz?